Dokunulmazlıkları kaldırmanın faturası...

06 Aralık 2012, Perşembe 05:00
AA

BDP milletvekilleri hata ettiler. PKK’lılarla kucaklaşmaları belki onlar için normal bir hareket olabilirdi ancak kameraların önünde, önceden hazırlandığı belli bir senaryo içindeki öpüşmelerin her gün cenaze haberleri ve gözyaşlarını seyreden bu kamuoyunda ne kadar sert bir tepki yaratacağını da bilmeleri gerekirdi.

Sadece kamuoyunun tepkisini alacaklarını değil, bu kucaklaşmayla yasaları da çiğnediklerini mutlaka biliyorlardı. Bu noktaya kadar Başbakan’ı tutumunda haklı görebilirsiniz. Toplumun tepkisini yanıtsız bırakmamak, yasaları uygulamak ve BDP’ye gözdağı vermek için attığı adımları normal karşılayabilirsiniz. Hatta BDP’lilerin hapse girmesini de isteyebilirsiniz.

Ancak kesin kararınızı vermeden önce birkaç defa daha düşünmenizde yarar var:

- BDP milletvekillleri zaten kelle koltukta yola çıkmış insanlardır. Meclis’ten atılmak veya hapse girmek onları hiçbir şekilde caydırmayacak aksine daha da keskinleştirecektir.
- PKK bu gelişmeden çok memnun olacak ve hem kendi kamuoyuna hem de Avrupa’ya Türkiye’nin Kürt oylarıyla seçilmiş kişilerin Meclis’te kalmasına dahi tahammül edemediği propagandasını yapacak ve kendi saflarını güçlendirecektir. Avrupa’da kaybettiği sempatinin bir bölümünü de geri kazanacaktır.
- PKK propagandanın dışında terör faaliyetini daha da arttıracağı gibi, taraftarlarını sokağa dökecek ve etrafı ateş topuna çevirme fırsatını bulacaktır.

[[HAFTAYA]]

Bu listeyi uzatabilirim. AK Parti içindeki çatlamaları, önümüzdeki dönemde kaybedecekleri oyları, çözüm aranıyor ise bu tutumla hiçbir yere varılamayacağını da sayabilirim. Mutlaka Başbakan’ın kafasında bir strateji vardır. Bunu bilmemize imkan yok. Dolayısıyla elimizdeki verilere dayanarak dokunulmazlıkların kaldırılmasının ülkemize de iktidar partisine de bir yarar getirmeyeceğine inanıyorum. Ancak Erdoğan dokunulmazlıkları kaldırmakta kararlı. Çok yazık. Yine gereksiz bir kavganın içine düşeceğiz.

Sevgili meslektaşlarım, böyle soru sormayın!!!

Bu yazıyı bazı genç meslektaşlarım için yazıyorum. Lütfen bana kızmayın... Bir ağabeyin tavsiyeleri diye okuyun. Zaten içinizden herhangi birinizi işaret etmiyorum. Sadece son dönemlerde dikkatimi çeken bir eğilim konusunda uyarıda bulunmak istiyorum. Sözüm özellikle Başbakan ile çeşitli ortamlarda (basın toplantıları-seyahatler) karşı karşıya gelip soru soranlara. Hele kameralar önünde sorulduğunda kamuoyunda çok tepki topluyor.

- Sayın Başbakanım, son derece doğru bir Ortadoğu politikanız var. Önümüzdeki dönemde daha yeni adımlar atacak mısınız?

- Sayın Başbakanım, Türkiye’nin sorunlarının başkanlık sistemiyle çözüleceğine ben de inanıyorum. Sizin de bunu istediğinizi biliyorum. Muhalefet buna neden karşı çıkıyor, biliyor musunuz?

- Birleşmiş Milletler’in (BM) yapısını değiştirmek istiyorsunuz. Gerçekten de BM’nin bu anti-demokratik yapısı değişmeli. 5 ülkenin vetosu aşılmalı. Bu kadar demokratik talebinizde Avrupalı liderler size hak vermiyorlar mı?

Bir diğer soru dizisi de, Kürt sorunuyla ilgili olarak dikkatleri çekiyor. 1990’larda bu tip gazeteciler hatta köşe yazarları vardı. Komutan ağzıyla konuşur, sordukları sorularda da adeta güvenlikçi edasıyla cümleler kurarlardı. Bunların nesillerinin tükendiğini sanıyorduk ki, son dönemde yeniden aynı tip sorularla karşılaşınca umutsuzluğa kapıldım.

- Sayın Başbakanım, BDP toplumun sabır sınırlarını zorluyor. Buna ne zaman yeter demeyi düşünüyorsunuz?

- Sayın Başbakanım, PKK saldırıları toplumu çok geriyor. Atmayı düşündüğünüz adımlar var mı?

Bu listeyi de uzatabilirim. Bu tonda sorular sormak Başbakan’a hoş görünmek içinse, gazetecilikle bağdaşmaz. Sizler gazetecisiniz, kim başbakan olursa olsun sorularınızın nezaket çerçevesinde kalması gerekir. Bunun ötesinde başbakanlara şirin görünmek, avam deyimle “yalakalık” yapmak kamuoyunda çok tepki topluyor. Üstelik başbakanların da böyle bir beklentileri yok. Sevgili arkadaşlar; Sizler ne siyasetçi ne asker ne başbakan ne de bakan yakınısınız. Sizler gazetecisiniz. Sizin göreviniz taraf tutmadan, karşınızdakini hırpalamadan soru sormaktır. Lütfen bunu unutmayın.

KİTAP KÖŞESİ

En lüzumlu adam

İshak Alaton’un hayat hikayesini anlatan “Lüzumsuz Adam- Mezarlıklar Vazgeçilmez İnsanlarla Doludur” yeni çıktı. Alfa Yayınları tarafından deneyimli yazar Mehmet Gündem’in kaleminden piyasaya verildi. İshak Alaton, bu ülke için son derece gerekli ve de lüzumlu insanlarımızdan biridir. Türkiye’de Yahudi asıllı olup başarı kazanmanın ne anlama geldiğini harika şekilde anlatmasını bir yana bırakın, doğru saptamaları ve görüşleriyle her sayfası adeta bir altın değerinde. Benim çok saygı duyduğum nadir insanlarımızdan biridir. İshak Bey, iyi ki varsınız.

 

Sıradaki haber yükleniyor...