Erdoğan, Kürt sorunu söylemiyle şaşırtıyor...

03 Mayıs 2011, Salı 05:00
AA

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yakın tarihini inceleyenler, ileride bu ülkenin en büyük sorununun Kürt vatandaşlarıyla ilişkileri olduğunu yazacaklar ve bu konuda en tarihi adımların da, AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan tarafından atıldığına dikkat çekecekler. Özellikle iktidarının ilk yıllarında, kimsenin gösteremediği bir cesaretle ortaya çıktı ve hastalığı teşhis etti. Onunla da kalmadı, Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımızın sıkıntılarını karşılayabilmek için yine son derece cesur adımlar attı. Olağanüstü Hal kalktı, Kürtçe televizyon yayınlarına izin verildi, dil ve isim konusunda kısıtlamaların bir bölümü kalktı ve 2008-2009’daki Demokratik Açılım ile de heyecanlar doruk noktasına vardı.

[[HAFTAYA]]

Bu kararların her biri, birer devrim gibiydi. Taa ki, Habur girişinden sonraki milliyetçi tepkilere kadar. Hem kendi kadrolarından hem de diğer kesimlerden çok sert tepkiler geldi. Bu durum AK Parti’yi korkuttu. Tüm açılım hareketleri durduruldu. Şimdi de, özellikle seçimlere çok kısa bir süre kala Başbakan yeni bir söylem benimsedi: “...Kürt sorunu yoktur... Kürt vatandaşlarımın sorunları vardır...” Özetle, “Vatandaşlarımızın istediklerini yerine getiriyoruz, eksikleri de tamamlayacağız...

Ancak PKK ve BDP’nin gündemleri farklı, onlar birlik ve beraberliğimizi bozmak için aşırı taleplerde bulunuyorlar... Hele Kürtçe’nin ana dil olmasını istemek, devletin imamının arkasında namaz kılmamak ayırımcılıktır, bu ülkenin temeline dinamit koymaktır...” diyor. Bu, 1990’ların “Kürt yoktur, dağ Türkleri vardır” söylemini andırıyor. Ben Erdoğan’ın asker ağzını benimseyeceğine inanmayanlardanım. Bu söylemin yapaylığı apaçık ortada. Hele Başbakan’ın daha önceki tutumu ve söylemleriyle karşılaştırılınca, inandırıcılığı hepten yok oluyor. Ali Kırca’nın pazar akşamki söyleşideki sorusu çok yerindeydi: “Peki, o zaman devlet yetkilileri neden Abdullah Öcalan ile görüşmeleri sürdürüyorlar?

Bu bir çelişki sayılmaz mı?” Başbakan Erdoğan, bu görüşmelerin etkili olduğunu, seçim öncesinde terör olaylarının azalmasını bu temaslara bağlayarak anlattı. Tabii kafalar biraz daha karıştı. Başbakan’ın bu yeni söylemi benimseyebileceğini ve seçim sonrasında da, aynı yaklaşımı sürdüreceğini sanmıyorum. Daha doğrusu, inanmak istemiyorum. Zira bu söylemle biz 30 yıl geçirdik ve geldiğimiz noktaya bakın. Bundan sonra tekrar geriye dönmenin çok daha kanlı olacağı da kesin. Erdoğan’ın seçim sonrasında hem tutum hem de söyleminin değişmesini bekliyorum. Bu söylem ona hiç yakışmıyor.

ABD, üstünlüğünü gösterdi...

Kim ne derse desin, ABD büyük devlet olduğunu bir defa daha gösterdi. Yıllardan beri Bin Ladin’in peşini bırakmadı. 11 Eylül’de binlerce masum Amerikalının ölümüyle sonuçlanan New York faciasının sorumlusunu sonunda buldu ve öldürdü. Bin Ladin bir teröristtir. Müslümanlığa zarar vermiş, İslam ile terörü, kafaların kesilmesini eş değere sokmuş bir katildir.

Bunun tartışması dahi yapılamaz. Gencecik insanların İslam adına intihar bombacısı haline getirilip masum kitleleri yok etmesini biraz aklı başında hiç kimse kabul edemez. Bizde kimileri, Bin Ladin’i tanrı derecesinde yüceltiyor. Bunlara tavsiyem, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı açıklamayı okumaları ve şanslarını fazla zorlamamalarıdır. Bin Ladin’in bu şekilde elimine edilmesi, şimdi yeni terör olaylarını berberinde getirebilir. Ancak, El Kaide’nin zaman içinde yavaş yavaş bölünmesi ve etkinliğini kaybetmesi de beklenmelidir. Bu durumda en kazançlı çıkan, ABD Başkanı Obama oldu. Washington da, moral üstünlüğü elde etti.

Demek ki, yasaklanmadan olabiliyormuş

Yıllardan beri bizleri korkuttular. Umacılar gelecek, kanlı katiller, terör örgütleri Taksim meydanını dolduracak ve öyle olaylar çıkacak ki, kan dökülecek ve hiçbirimiz işin altından kalkamayacağız, dediler. Meğer ne umacı varmış ne de kan dökmek isteyen kışkırtıcılar. Şimdi kalkıp “Üç yıl öncesine kadar vardı, bu yıl öyle önlemler aldık ki, kıpırdayamadılar...” da demeyin.

Alacak idiyseniz, o zaman alsaydınız. Her neyse, eski defterleri açmayalım. Bugüne bakalım. Taksim meydanı pazar günü bir şenlik yerini andırıyordu. O ne keyif, o ne neşeydi... Tabii ki, itişip kakışan tipler de vardı ancak toplumumuzun her yanına sindiklerinden dolayı, onları kimse yadırgamadı. Taksim kutlamaları, yasakları kaldırarak, gerginliğin, çatışmanın önlenebileceğini gösterdi. Son 1 Mayıs bundan böyle, eski dönemin bittiğinin en güzel habercisi oldu.

Sıradaki haber yükleniyor...