Genelkurmay, Arif Doğan konusunda neden susuyor?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Perşembe akşamki 32. Gün programında, son günlerin sürprizler yaratan tanığı Emekli Albay Arif Doğan vardı. Bilmem izleme imkanınız oldu mu? Ben ne anlatacağını çok merak ediyordum ve ağzım açık dinledim. Acaba abartıyor mu, yoksa gerçeklerin ta kendisini mi söylüyor, tam çıkaramadım. Eğer siz de izlediniz ve bir fikriniz varsa, bana e-mail (info@mehmetalibirand.com.tr) gönderin. İnandınız mı, inanmadınız mı, söyleyin. Öylesine müthiş hikayeler dinledim ki, çok şaşırdım. Kendi kendime, Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle olaylar yaşanabilir mi, diye sormadan edemedim.

[[HAFTAYA]]

Ancak karşımdaki insan son derece net konuştu. Tarihler verdi. İsimler verdi. Şimdiye kadar da, ne Genelkurmay Başkanlığı’ndan ne de Jandarma Komutanlığı’ndan Arif Doğan’ın söyledikleriyle ilgili hiçbir açıklama yapılmadı. Oysa asker, yalan yanlış bilgileri hemen yalanlar. Sustuklarına göre, acaba doğruluyorlar mı? Baksanıza, Doğan her şeyin komutanların bilgisi dahilinde yapıldığını iddia ediyor. Tüm gözler Genelkurmay’ın üstünde...

Hrant’a nihayet biri sahip çıktı...

Bu hafta en güzel haber Cumhurbaşkanı’nın Strasboug gezisi sırasında çıktı. Gül, geziye katılan gazetecilerle yaptığı konuşmada, Hrant Dink cinayetine sahip çıktı. Dosyanın yeniden açılması ve sorumluların cezalandırılması için harekete geçilmesini istedi. Cumhurbaşkanı bir defa aklına koydu mu, yapar. Uzunca bir süredir kamu böyle bir çıkış bekliyordu. Aslında İçişleri Bakanlığı’nın harekete geçmesi gerekirken, orası derin bir sessizliğe boğuldu. Kimsenin umurunda değilmiş gibi bir hava vardı. Oysa kamuoyundaki tepkiler her geçen yıl biraz daha artıyordu. Devlet bunu görmedi. Aksine, zaman içinde unutulacağı sanıldı. Şimdi, gerçekten yepyeni bir inceleme gerekiyor. Nedim Şener’in çok doğru şekilde dikkatleri çektiği gibi, eldeki raporlar üzerinden sonuca gidilmemeli. İnceleme sıfırdan başlamalı ve yeni isimler tarafından gerçekleştirilmeli. Dink’i Türk devletinin sorumsuzluğu ölüme mahkum etti. Biri aymazlık etti, diğeri işini takip etmedi, bir başkası da görmezden geldi. “Şu Ermeni’nin ölmesi o kadar da üzülecek bir şey değil” diyenler bile oldu. Sonuç ortada. Şimdi devletin bir ayıbının temizlenmesi imkanı doğdu. Cumhurbaşkanı, ondan bekleneni yaptı.

Anıtlar Kurulu AKM’yi yıkmalı!

Anıtlar Kurulu’nun İnönü Stadı’nın yıkılması için verdiği karar beni çok şaşırttı. Zira bu kurul kadar muhafazakar, bu kadar eski yapıtları koruma ve kollama konusunda titiz davranan başka bir kurul yoktur. Bu kurul, hiç beklenmedik şekilde 1947 yılından beri İstanbul’un en önemli anıtlarından biri sayılan İnönü Stadı’na yıkım izni verdi. O İnönü Stadı ki, Amerikan TIME dergisi tarafından, İstanbul’un en değerli anıt binası olarak anılır ve dünyanın en güzel statları listesinde yer alır. İnönü için yıkım kararının, henüz bilmiyoruz ancak, mutlaka inandırıcı bir gerekçesi vardır. Benim merakım, İnönü’ye yıkım kararı veren Anıtlar Kurulu’nun neden Taksim’deki o felaket AKM’yi (Atatürk Kültür Merkezi) korumada tuttuğudur. Doğru değil mi? Eğer İnönü’nün korunması gerekmiyorsa, AKM’nin haydi haydi korunmaması gerekmez mi? Üstelik, AKM kadar kullanışsız bir başka yapı da yoktur. Yerine yapılması planlanan bina, hem Taksim’i güzelleştirecek, hem de sanatseverlerin çok ihtiyaç duyduğu bir sanat merkezi yaratacak. Hadi beyler, bir defa daha düşünün lütfen. Aksi halde, içinizdeki Beşiktaşlıları aramaya başlayacağız.

Yazıcıoğlu’nu devlet öldürmüş de farkında değiliz

Muhsin Yazıcıoğlu, kelimenin tam anlamıyla pisi pisine ölmüş. Son rapor bunu gösteriyor. Helikopteri düştükten sonra yaşananları okuduğunuzda, tüyleriniz diken diken oluyor. Devlet örgütleri birbirlerine girmişler. Her kafadan bir ses çıkmış. Saatler boyunca yanlış yerlerde aranmış. Boşu boşuna konuşmalar yapılmış. Sonunda da Yazıcıoğlu dayanamamış ve mücadeleyi bırakmış. Ne kadar yazık değil mi? Peki, biz neden böylesine beceriksiz bir bürokrasiyi besliyoruz? Bunun hesabı sorulmayacak mı? Bu vurdumduymazlığı kabullenecek miyiz. Büyük Birlik Partisi’ne şimdi son derece önemli bir görev düşüyor. Bu bürokrasiyi didik didik etmeli ve gerçek sorumluların bulunmasını sağlamalılardır. Bu kadarını da yapamazlarsa, kapılarına kilit vurmalılar.

RTÜK Başkanı doğru yolu gösterdi...

Muhteşem Yüzyıl konusunda en doğru yaklaşımı RTÜK Başkanı Dursun Davut gösterdi. Bunun bir dizi olduğunu, bir film, bir senaryo olduğunu söyledi. Yani, şikayet edenlere ders verdi. Yani, RTÜK üyelerine de bu şikayetleri öylesine ciddiye alıp, bu tip dizilerin gerçeklerle karıştırılmaması gerektiğini, ceza yağdırılmamasını söyledi. Başkan’ın bu yaklaşımı son derece önemli. Yine şikayetler gelecek ancak RTÜK üyeleri bu defa daha farklı davranmak isteyecekler. Zira onlar da her şikayete ceza yağdırmak istemiyorlar. Ne olursa olsun, toplum olarak, gerçek hayat ile sinema ve TV’yi birbirinden ayırmadığımız sürece bu tartışmaları yaşayacağız. Yine de, Dursun Davut bir ilk adım atmış oldu. Bu bile önemli...

Yazarlarımızdan

13 Mayıs 2021, Perşembe 10:20
13 Mayıs 2021, Perşembe 07:01
13 Mayıs 2021, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder