Kürt sorununu çözmek için ateşi yeniden keşfetmeye gerek yok...

22 Aralık 2010, Çarşamba 05:00
AA

Prof. Dr. Vamık Volkan, uluslararası bir üne sahiptir. Özelliği, savaşan toplumların bir arada yaşamasını sağlamaya yönelik çalışmalar yapması. SABAH Gazetesi’nde okudum, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e Kürt sorununun çözümüne yönelik bir rapor vermiş. Çok ilgimi çekti ve belki Sabah’ta okuyamamış olanlarınız vardır diye, önemli maddeleri aşağıya özetleyerek aldım:

- Hükümet, açılım sürecinden geri adım atmamalı, cesur olmalı. Ana muhalefet partisi CHP de bu sürece katkı sunacak politikalar üretmeli.

- PKK’nın eylemsizlik kararı doğru okunmalı, kalıcı barış için askeri operasyonlar durdurulmalı.

- PKK’nın dağdan indirilmesi için sosyalsiyasal zemin hazırlanmalı. Türkiye koşullarına uygun gerçekçi çözümler üretilmeli.

- Ana dilde eğitim konusu tartışmaya açılmalı. Kürtçe, Türkiye genelinde olmazsa bile bazı bölgelerde seçmeli ders olabilir.

- Demokratik Açılım sürecinden geri adım atılmamalı.

- Ortak vatan vurgusu geliştirilerek, atılan adımlar kamuoyuna doğru bir şekilde aktarılmalı.

[[HAFTAYA]]

- Yerel yönetimler güçlendirilmeli.

- Katı devlet anlayışı son bulmalı.

- Kürt sorunu inkarla çözümlenemez. Sorunun çözümüne ilişkin somut bir strateji ortaya konmalı.

- Kürtlerin hassasiyetleri kadar Türklerin endişelerini de ortadan kaldıran dengeli bir politika izlenmeli. Bu sorunun nedenleri, çözüm önerileri kamuoyu ile açık bir şekilde paylaşılmalı.

- Doğu ve Güneydoğu’da toplumla güvenlik güçleri arasındaki tepkisel kısır döngü kırılmalı.

Bu yaklaşımı görmezden gelmemeliyiz...

Prof. Dr. Vamık Volkan’ın yazdıklarını okuyunca kendi kendime “Hocamız, Türkiye’ye açıkça, her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne istediğini artık kendi kendine saptadıktan sonra yola çıkmasını öneriyor” dedim. Bu öneriler ateşin yeniden keşfedilmesini tarif etmiyor. Son derece sağduyulu ve sağlıklı öneriler. Şimdiye kadar devletimizin çoktan bunları düşünmüş ve önemli bir bölümünü uygulamaya sokmuş olması gerekmez miydi? Prof. Dr. Vamık Volkan, doğru yolu gösteriyor. Bakalım devletimiz bu görüşleri ne kadar benimseyebilecek? Acaba savaştığı bir kesimle barışıp birlikte yaşamayı mı tercih edecek, yoksa eskisi gibi yine sopa kullanıp Kürtleri yola getirmeyi mi yeğleyecek?

Arınç, giderek farklı bir politikacı oluyor...

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a sorun, eminim hiç değişmediğini söyleyecektir. “Ben hep böyleydim” diyecektir. Mutlaka da haklıdır. Ancak kamuoyunun gözünde -hiç değilse benim sık sık görüştüğüm çevrelerdegeçtiğimiz sekiz yıl içinde giderek değişen bir politikacı imajı yansıtıyor. Hiç değilse, bir kesimimizin algılaması böyle. Eskiden, konuştuğu anda sesi ve fikirleri sert çıkardı. Katı bir söylemi vardı. Her defasında bizi şaşırtırdı. Aramızda, ne zaman nerede olacağı bilinmeyen ancak üstüne basıldığı anda patlayıveren mayına benzetirdik. Hatta iktidar partisinde marjinalleştiği sanılırdı. Meğer çok yanılmışız veya koşullar ya da Arınç değişti.

Böyle dememizin bir nedeni, ne ona ne de AK Parti’ye alışamamışlığımızdı. Laik ve Kemalist dil egemendi. Zamanla alıştık. Hem AK Parti’ye hem de Arınç’ın konuşmalarına. Bakmayın, hâlâ bizleri şaşırtıyor ancak farklı şekilde. Karşımızda başka bir Arınç buluyoruz. Toplum vicdanının sesi gibi konuşan bir Arınç var şimdi. Başbakan Erdoğan, kasırgalar estiriyor ve AK Parti bir olayda katı bir tutum alıyor. Sonra bir bakıyorsunuz Arınç çıkıp, tam tersine toplumun beklediklerini söyleyiveriyor. Farklı sözlerinden dolayı kimseden de çekinmiyor. Kimi AK Partililer gibi, paylaşmasalar dahi, Başbakan’ın söylediklerinin dışına çıkmamak için kıvırtanların aksine Arınç lafını esirgemiyor. Örnekleri çok... Son birkaçını hatırlatayım isterseniz...

- Kürtçe yerden yere vurulurken, çıkıp “Kürtçeyi inkar etmek akıllılık değildir. İnkar edenler geride kaldı, şimdi kimse onların yüzüne bakmıyor. Kendileri de çok mahcup. Bu dil var ve yaşıyor” demek cesaretini gösterdi.

- Başbakan’ı protesto eden öğrencilere polis tarafından dayak atılmasını herkes haklı görürken, Arınç aksine polisi eleştirdi ve aşırı güç kullanılmasına karşı çıktı.

- Basın şenliğinde, “Gazeteciler yanlış yapsalar dahi hapse girmemeliler. Suç işleyenlere para cezası verilmeli... Medyayı yasaklarla, sansürlerle zapturapt altına almak ilkelliktir” diyerek açıkça bu uygulamalara karşı çıkan nadir iktidar politikacısı oldu.

- Erdoğan’ın ünlü “Bitaraf olan bertaraf olur” konuşmasından sonra çıkıp “Ne Evet’in kullanılması konusunda bir baskı ve tehdidi hoş görürüz, ne de mutlaka HAYIR denilmesi konusunda baskı ve tehditlere prim veririz” deme cesaretini göstermiştir.

- Ergenekon davasında, Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın bitmeyen tutukluluk hallerine karşı çıkan, benim hatırlayabildiğim tek AK Parti siyasetçisi olmuştur. Bu örnekleri çoğaltabilirim. Dikkat ediyorum, bu çıkışlardan dolayı ya Arınç’a olan saygısından veya bu yaklaşımlarını doğal karşıladığından, Başbakan’dan da bir uyarı veya kinayeli bir söz çıkmıyor. Özetle, bugün karşımızda yepyeni bir Arınç var ve bizi bu defa farklı şekilde şaşırtıyor.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.