MİT gözümde büyüdü...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Gazetelerde çıkan bilgilerle yetinmek zorundayız. Son derece karmaşık bir durumla karşı karşıyayız. Gerçekler tam olarak bilinmiyor ve uzun bir süre de bilinmeyecek. Eğer haberler doğruysa ve MİT’e yönelik suçlamalar KCK’nın içine sızmak, Oslo’da PKK ile barış görüşmelerine katılmak ve çözüm yolları aramak ise, Milli İstihbarat Teşkilatı’nı tebrik etmemiz gerekir.

Ahlaki bulur veya bulmazsınız, beğenir veya beğenmezsiniz ancak bir ülkenin istihbarat örgütünün asli görevleri bunlardır. MİT yapması gerekenleri yapmıştır. Siyasi iktidarın devlet çıkarlarına aykırı davrandığına inandığı bir örgütün içine sızmış ve o örgütü neredeyse yönetir duruma girmiştir. Bunu yaparken, ajanlarına bomba da attırmış, gösterilere de sokmuş olabilir.
[[HAFTAYA]]

Önemli olan doğru istihbaratı elde edebilmektir. Aynı şekilde MİT’in Oslo’da iktidarın onayı çerçevesinde PKK temsilcileriyle yaptığı barış görüşmeleri de son derece doğru bir yaklaşımdı. Çağdaş istihbarat örgütlerinin yaptıkları da budur. Gereken de budur. MİT’in görevi -eskiden olduğu gibi- muhalif solcu kovalamak veya faili meçhul cinayet işletmek değildir. Bu olay Emniyet istihbaratı-özel yetkili savcılık-MİT üçgeninin henüz yerli yerine oturmadığını, görev sahalarının ve görev niteliklerinin bir türlü belirlenemediğini gösteriyor.

Şerafettin Elçi’ye kulak verin...

Şerafettin Elçi (Katılımcı Demokrasi Partisi -KADEP- Genel Başkanı) Kürt’tür. Kürtlüğünü hiçbir zaman saklamamış, 1979’da Bayındırlık Bakanı’yken TBMM’de konuklarıyla Kürtçe konuştuğu için başına gelmeyen kalmamış, 2 yıl hapis yatmıştı. PKK terörüne daima karşı çıktı ve Kürt sorununa barışçı çözüm aradı. Kürt siyasetçiler arasında sağduyuyu hep ön planda tuttu. Şerafettin Elçi, Pazartesi (6 Şubat) günkü Radikal Gazetesi’nde Ezgi Başaran ile herkesin okuması gereken bir söyleşi yaptı. Söyleşiyi özellikle “devlet” okumalı, zira onlara verilen mesajlar çok çarpıcı... Sizler için hayati önemde bulduğum bölümleri seçtim:

‘Silahlı mücadeleye devlet çanak tuttu’

  -“...Hayatı boyunca kesinlikle silaha yanaşmayan, şiddetten uzak duran bazı insanlar sadece görüşlerini açıkladı diye senelerce cezaevinde kaldılar... Böyle bir ortamda ‘Siz insanlar niye silaha sarılıyor, dağa çıkıyor’ diyemezsiniz. Ben parti ve kişi olarak şiddeti dışladım hep ama silahlı mücadele olmasaydı Kürtlerin Türkiye’nin gündemine oturması, Kürtlüğün konuşulabilir düzeye gelmesi mümkün olmazdı.”

-“Silahlı mücadele olmasaydı Kürt sorunu Türkiye’nin ve dünyanın gündemine oturmazdı” çok yaygın bir kanaattir. Şimdi hem iktidarın hem bizlerin amacı bu kanaati değiştirmek. Fakat bu devletin bugüne kadar ısrar ettiği yöntemlerle mümkün olmaz... Eskiden meseleye eşkiyaları dağdan indirme olarak bakılıyordu. Sonra “bölücülük faaliyetlerini önleme” oldu. Şimdi de terörizm bahanesiyle hiç alakası olmayan insanları hapse atıyorlar, engelliyorlar...

- “...Devletin bir şeyi bilmesi lazım. Bir Kürt’e yapılan haksızlık, en azından yüzlerce insanda devlet nefretinin gelişmesine sebep olur...”

‘İlk defa çözüm sivillere geçti...’


- “...Tek parti döneminde devlet şefti. Önce Atatürk, sonra İnönü. Çok partili yaşama geçtikten sonra askeri-sivil bürokratları içeren bir oligarşik yapı oluştu. Fakat bugün öyle değil. Sivil hükümet gerçek anlamıyla iktidardır. Çözüm Başbakan’da bitiyor... Fakat ciddi bir zaafı var. Demokratik bir mücadele geleneğinden gelmiyor çünkü Türk-İslam sentezinin kılıfı İslam. Özü şoven Türk Milliyetçiliğidir. Beni endişelendiren o.”

‘Bizim nesil son şanstır’

-“Mutlaka benim neslimin görmesi gerekiyor. Çünkü gelecek nesil ile bu meseleyi çözmek mümkün değil. Bu meseleye kafa yoran benim yaşıtlarım öyle ya da böyle Türklerle beraber yaşayageldik. Bir sürü dostluklarımız, sosyal faaliyetlerimiz, ticari ilişkilerimiz var. Ama tamamen savaşın içinde doğan savaş mantığı ile büyüyen, Türk dediğin zaman yalnızca hayatını zorlaştıran jandarmayı, polisi, savcıyı anlayan bir nesil var. Çok öfkeli, içi kin ve hınç dolu bir nesildir bu. O nedenle devlet duygusallığı, şoven milliyetçiliği bir kenara itip aklıyla hareket ederek bir an önce bizim nesille çözmeye çalışmalıdır. Bu son bir şanstır.”

‘Öcalan ve PKK’sız çözüm olmaz’

-“Beğenirsiniz beğenmezsiniz milyonlarca insan taparcasına seviyor Öcalan’ı. Binlerce insan onun bir sözüyle ölüme gitmeye hazır. Böyle bir insanı tamamen dışlayarak Kürtleri ikna edemezsiniz. Çözümün formülü basit: Kürtleri tatmin etmek, Türkleri ikna etmek.”

-“Kürtleri dört madde ile tatmin edersin:

1. Kendi kimliklerinin anayasal güvenceyle tanınması.
2. Kürt dilinin eğitim dahil, kamusal ve özel alanda serbestçe kullanılması.
3. Kürtlerin kendi kimlikleri ve ülkelerinin adlarıyla örgütlenme hakkı.
4. Kendi bölgelerinde bir öz yönetime kavuşması.”

-“PKK hatta diyasporadaki Kürtler ikna edilmeden bu iş olmaz zaten. Ama Öcalan’ın razı olmayacağı bir formüle de PKK onay vermez... Barzani çok önemli rol oynayabilir çünkü gerilla onu dikkate almaya mecburdur. Ayrıca her Kürt Barzani’ye güvenir. Barzani Kürtlüğe zarar veren bir formülü ne benimser ne de PKK’ye kabul ettirmeye çalışır. Barzani dışında da bir sürü şahsiyetler çözüme yardımcı olmaya hazır.”

-“Şu anda PKK’nin olgunluk dönemindeyiz. Onlar da olgunlaşıp Hanya’yı Konya’yı anlıyorlar. Bizim de gençliğimizde öyle heyecanlarımız vardı. Gençliğim PKK’ye rast gelseydi, ben de katılırdım. Şimdi ben PKK’nin öldürdüğü Kürtleri izliyorum. Hepsi itirafçı olup ihanet edenlerdir. Kendi dışından ona muhalefet edenlere PKK dokunmuyor. Yıllardır bunu yaşıyorum. Benden çok rahatsızlar ama hiç tehdit almadım. Düne kadar PKK’nin eteği altında olan sonra aniden anti-PKK’ci olanlara haliyle kızıyorlar.”

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder