Türkiye farklı bir tutum takındı...

23 Mart 2011, Çarşamba 05:00
AA

Başbakan’ın dünkü grup toplantısı, bir gece önce de, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun CNN TÜRK’te Taha Akyol ile söyleşisi, Türkiye’nin Libya politikasının, bundan sonraki yaklaşımının ne olacağını ortaya koydu. İlk başlarda biraz inişli çıkışlı hatta çelişkili görünen yaklaşım artık geride kaldı. Anlaşılan Ankara geçmişi bir yana bırakmış ve bundan sonrasına bakıyor. Gelinen bu noktada önemli ilkeler ön plana çıkarılıyor:

[[HAFTAYA]]

- Türkiye, Libya’da silah kullanan taraf olmayacaktır.

- Türkiye, bölgeye askeri müdahalelerin artık bitmesi gerekliliğini savunur.

- Türkiye, özellikle olası bir işgal harekatına kesin karşıdır.

- Türkiye, NATO çerçevesinde organize edilecek insani yardım faaliyetlerine ise katılmaya hazırdır. Bu ilkeler son derece doğru. Riski, hiçbir tarafa yaranamamaktır. Ne Batı koalisyonu tatmin edilecek ne de Libya savaşında çok etkin bir rol alınabilecek. Ancak bu saatten sonra takınılan bu tavır, hiç değilse farklı bir duruşu ortaya koyuyor. Unutmayalım ki, Libya olayı henüz başlangıç aşamasındadır. Rüzgarların nereye eseceği belli değil. Bugün belki Ankara geri planda kalabilir ancak yarın öylesine gelişmeler yaşanır ki, Türkiye (Irak istilasında olduğu gibi) haklı bir konuma da girebilir. Aslında Türkiye’yi asıl zorlayacak Libya’daki gelişmeler değil, Bahreyn’deki Şii ayaklanmasında yaşanacaklar olacak. Özetle Ankara, Ortadoğu konusunda Batı cephesiyle farklı pencerelerden baktığını, bu olayla daha da netleştirdi.

Türkiye çok kızgın ancak Libya’nın kaymağını Sarkozy yiyecek...

Türkiye’nin hiç hoşuna gitmiyor ancak Libya operasyonunun kaymağını Sarkozy’nin yiyeceği artık besbelli ortada. Harekatın hem başını çekti hem de kimseyi beklemeden silahını ateşledi. Ankara sinirlendi ancak yapılacak bir şey yok. Sarkozy, Avrupa’yı tekrar bölgeye soktu. Mısır ve Tunus’taki demokrasi ayaklanmaları yaşanırken, Avrupa’nın ne kadar etkisiz bir duruma düştüğünü görmüştük. Hatta aynı Fransa, Tunus’ta diktatörlüklerle flört edişinden, yanlış ata oynadığından dolayı eleştirilmişti. Diğer Avrupa ülkelerinin ise, izine dahi rastlanmadı. Onlar seyirci kalmakla yetindiler. İşte bu açıdan bakıldığında Sarkozy için Libya’da olanlar kaçırılmaması gereken bir fırsattı. İnisiyatifi hemen ele aldı. Önce ABD’yi ikna etti. Müdahaleyi isteyen ülkelerden bir koalisyon oluşturdu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bilinen kararın çıkartılmasında başı çekti. Hemen arkasından geçen cumartesi Paris’te müdahaleyi destekleyen ülkeleri toplayıp, düğmeye basmasını bildi. Ardından da, hiç vakit harcamadan aynı gece müdahaleyi kendi uçaklarıyla başlattı.

Türkiye bu defa biraz geç ve romantik takılmış...

Bütün bunlar yaşanırken Türkiye kendine özgü bambaşka bir yaklaşım içindeydi. Ankara’nın genel yaklaşımı üç aşamalıydı.

1) Libya’daki 25 bin Türk’ü sağsalim kurtarmak. (Nitekim bu, çok başarılı şekilde tamamlandı.)

2) İç savaş çıkmaması için Kaddafi’yi ve muhalefeti ikna çabalarına girmek. Uzun da sürse bir barış misyonunun başını çekmek. Bundan dolayı, NATO’nun işin içine girmesine, silahlı müdahaleye karşı çıkmak. Bu şekilde Ortadoğu’yu dış müdahalelere kapatmak ve yeni bir düzen kurulmasını sağlamak. (Bu yaklaşım çok ilkeli ancak biraz romantik geldi. Hiç değilse, gerçekçilikten uzaktı ve Kaddafi’ye zaman kazandırabilecekti.)

3) Ancak Kaddafi hiç kimseyi dinlemeden direnişçilere karşı saldırıya geçince, Sarkozy hızla koalisyon kurarken Ankara hemen hareketlenemedi. Geç ve devre dışı kaldı. Ardından da, işgale ve aşırı kuvvet kullanımına karşı çıktı. Sarkozy, (zaten istemiyordu ya) Türkiye’yi Paris’e bundan dolayı davet etmedi. Fransız kaynaklar aynen şuna dikkat çekiyor: “Paris toplantısı tartışma değildi. Müdahaleden yana olanlar son planlamayı yapmaları için davet edilmişti. Türkiye müdahaleye karşıyken neden davet edilsin ki? Üstelik ne ABD ne İngiltere ne de Arap Ligi’nden böyle bir istek de gelmedi...” Operasyonun NATO içine sokulmasını, sadece Paris değil, Washington da istememişti. Gerekçelerden biri, NATO’dan kararların çabuk çıkarılamaması, diğeri de NATO’nun ABD ve Batı koalisyonunu çağırıştırmasıydı. Haçlı seferi görüntüsü verilmemesi gerekiyordu. Sonuçta Paris, Avrupa’yı sırtında taşıyıp ön plana çıkardı. Sarkozy de, özellikle iç politika açısından -önümüzdeki yıl başkanlık seçimi var- önemli bir avantaj sağlamış oldu. Kimseler kıskanmamalı...

Henüz oyun bitmedi...

Bütün bu gelişmelere bakıp, Türkiye’nin Libya olayında kaybettiği sonucuna varmamak gerekir. Oyun daha bitmedi. Yarın öyle gelişmeler yaşanır ve rüzgarlar öylesine ters eser ki, bu defa Sarkozy değil, Türkiye ön plana çıkıverir. Irak’ın işgalini düşünün. Nereden nereye gelindi. Bundan dolayı bekleyelim ve görelim...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.