Bana hormonumun bir oyunu mu bu?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Pandemi kafamızı karıştırdı, bildiklerimizi unutturdu. Bana habire “Acaba aramızdaki aşk bitti mi, yoksa hiç aşık değil miydik, peki şimdi ne olacak?” gibi sorular geliyor. Galiba her şeye en baştan başlamak gerekiyor.

“Aşk nedir, nasıl oluşur, nasıl anlaşılır, süresi var mıdır, sevgi nedir, sevgi emek midir, yoksa başka bir şey midir?” gibi sorulara yanıt verelim.

Nasılsa yapacak işiniz yok, siz de oturup sindire sindire okuyun... Türk Dil Kurumu uzmanları aşkı, “Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu” olarak tanımlamış. Keşke bu kadar basitçe anlatılsaydı aşk. Tarihin başlangıcından bu yana, aşkın binlerce tanımı yapıldı. Elbette bundan sonra da yenileri eklenecek bunlara.

Şiirler, öyküler, romanlar yazılacak, filmler çekilecek, oyunlar sahnelenecek, şarkılar bestelenecek, resimler çizilecek ve hepsi aşkı anlatacak. Yine de Türk Dil Kurumu’nun tanımındaki ‘aşırı’ sözcüğüne dikkatinizi çekmek isterim.

Evet aşk, aşırılıkların bir araya geldiği duygu bütünü olabilir (Bu da benim tanımım olsun.) Nitekim aşkı bilimsel olarak açıklamaya kalktığımızda bu aşırılıkların hepsini görmemiz mümkün.

Vücut kimyası değişiyor


Kişi aşık olduğu andan itibaren vücut kimyası tamamen değişiyor. Çok fazla sayıda hormon salgılamaya başlıyor aşık insan. Bu hormonlar aslında vücutta zaten var. Ama aşık olunduğunda salgı düzeyi ‘aşırı’ artıyor. Örneğin, aşık olanlarda, oksitoksin ve vazopressin adlı hormonların fazla salgılanması karşıdaki kişiye bağlılığı artırıyor. Ayrıca dopamin ve norepinefrin adlı hormonların salgılanma düzeyi de aşırı derecede artıyor.

Bakın bu dopamin denen şey motivasyonunuzu artırıyor, size mutluluk veriyor, heyecan veriyor, uykusuzluk yaratıyor, kalp çarpıntısına ve nefes darlığına neden oluyor. Bir başka deyişle, aşık olduğunuz kişiyi gördüğünüzde nefesinizin kesilmesi, kalbinizin deli gibi çarpması, mutluluktan uçacak gibi olmanız, heyecandan ölecek gibi olmanız hep dopaminin aşırı salgılanmasının sonucu.

Aşıkken iştahınızın kaçmasının nedeni ise norepinefrin adlı hormon.

Aşkın gözü kör mü?

Tamam, bu bilimsel terimler canınızı sıkmış olabilir. Ancak aşkı tam anlamıyla anlatabilmek için bunları da yazmak zorundaydım. Şimdi gelelim daha bilindik terimlere. “Aşkın gözü kördür” derler ya, işte bunun da doğru olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış.

Bu hormonların aşırı derecede salgılanması, beynin muhakeme ve yargılama yapan bölümlerini tamamen etkisiz hale getiriyor.

Aşık olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneğini kaybediyor. Kişi, aşıkken tamamen kör oluyor ve sevgilisinin olumsuzluklarını beynin bu bölgelerinin çalışmaması nedeniyle görmüyor.

Zengin kız fakir erkek

Aşk, kişinin özgür iradesini de bloke ediyor. Aşık kişi gerçeklerden uzaklaşıyor, kendi kurduğu dünyada başka bir hayatı yaşamaya başlıyor. Toplumun, ailenin, çevrenin değer yargıları önemsiz hale geliyor. Zengin kız-fakir erkek aşkı da işte tam bu noktada ortaya çıkıyor.

Normalde bir toplum içinde bir arada bile olamayacak iki kişi bir anda kendilerini birbirine aşık bir şekilde buluyor.

Aşık kişilere ‘gerçekçi yollar’ önermek de söz konusu olamaz. Aşık kişi, dostlarından, ailesinden nasihat yerine destek bekler. Ne kadar aykırı olursa olsun aşkına karşı çıkanları düşman olarak beller. Giderek ailesini, dostlarını, içinde bulunduğu toplumu reddeder, yalnızlaşır.

Aslında yalnızlaşmaz, çünkü o zaten sevgilisiyle kurduğu dünyada yaşamaktadır ve gerçekten mutludur.

Mükemmel aşk var mı?

Aşk nasıl mükemmel olabilir? Ya da gerçekten aşkta mükemmeliyete ulaşmak mümkün müdür?

Psikiyatr Prof. Dr. Robert Sternberg’in ‘Aşkın Üçgen Kuramı’nda yazdığına göre, mükemmel aşkın 3 boyutu var. Bunlar; yakınlık, tutku ve adanmışlık. Sternberg 7 türlü aşk olduğunu ileri sürer.

  1. Mükemmel Aşk: Yakınlık, tutku ve adanmışlık, üçü bir arada.
  2. Hoşlanma: Yakınlık var, tutku ve adanmışlık yok.
  3. Deli Dolu Aşk (Sekse dayalı): Tutku var, yakınlık ve adanmışlık yok.
  4. İçi Boş Aşk (Platonik): Adanmışlık var, tutku ve yakınlık yok.
  5. Romantik Aşk: Yakınlık ve tutku var, adanmışlık yok.
  6. Arkadaşça Aşk: Yakınlık ve adanmışlık var, tutku yok.
  7. Budalaca Aşk: Tutku ve adanmışlık var, yakınlık yok.

Sternberg’in kuramında tutku; bireyin yoğun olarak hissettiği heyecan duygusu olarak tanımlanır. Tutkunun temelinde fiziksel ve cinsel çekim vardır, duygu çok fazladır. Adanmışlık; bireyin ilişkisini sürdürme çabasıdır. Adanmışlıkta zihinsel ögeler duygu yoğunluğundan fazladır.

Yakınlık; kendimizi yakın hissettiğimiz kişiyle oluşan bağ. Bu üç ögenin ilişkideki önemi, ilişkinin uzun mu yoksa kısa soluklu mu olduğuna bağlı olarak değişiyor. Örneğin, tutku ögesi kısa süreli ilişkilerde daha anlamlıyken, adanmışlık ve yakınlık uzun süreli ilişkileri daha iyi tanımlıyor.

Aşkın zaman çizelgesi

  • 9 ay sonra: Baştaki düzen ve özen yavaş yavaş düzensizliğe dönüşüyor.
  • 1 yıl sonra: Baştaki tutkulu sevgi ve sevgiliyi özleme durumu şefkate dönüşüyor.
  • 1.5 yıl sonra: Eşler ya da sevgililer artık kendi bakımlarına dikkat etmemeye başlıyor.
  • 2 yıl sonra: Yıldönümleri sıkıcı olmaya başlıyor.
  • 2.5 yıl sonra: Dışarıdaki sürpriz akşam yemekleri terk ediliyor, dizi, film izlerken birbirine sarılmalar bitiyor.
  • 3 yıl sonra: Monotonluk, sıkılmalar, terslemeler, çekilmez olma durumları, hakaretler başlıyor ve aşk en geç bir hafta içinde ölüyor.
  • 3.5 yıl sonra: Birlikteliği bitirme isteği başlıyor.

(Bu çizelge ortalama rakamlara göre düzenlenmiştir.)

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder