Ertelenmiş zamanların mahkumları

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Pandemi birçok kişinin aklını başına getirdi. Şimdilerde herkes ‘carpe diem’ felsefesini hayatının en büyük mottosu yaptı. Öyle ya, bu virüs nedeniyle yarınımızı bile hesaplayamaz hale geldik. Gerçi ben bu köşede defalarca, başka bir zamanı beklemek yerine insanın ne yapacaksa hemen şimdi yapması gerektiğini yazdım. Ertelenmiş zamanların mahkumu olmamamız gerektiğini anlatmaya çalıştım. Başka bir zaman mümkün değil inanın bana. Ya bugünün insanı olursunuz ya da hiçbir zamanın.

Yarını bekleyerek geçirdiğiniz her an sizi sadece mutsuz eder. Üstelik yarının gelip gelmeyeceğini bile bilmiyoruz. Dün uzun sohbetler ettiğimiz insanların, ertesi gün bir hastanede, yoğun bakıma alındığını öğreniyoruz. İşte bu yüzden yaşamak istediğiniz her neyse, onu erteleyerek kendinize büyük haksızlık ediyorsunuz. Zamanı bekleyerek geçirirken, ‘mutlu insan’ı oynayıp kendinizi kandırıyorsunuz.

Mutluluk öyle oturduğu yerde beklerken gelmiyor insana. Kalbinizin sesini dinlediğinizde, dinleyip harekete geçtiğinizde yakalayabiliyorsunuz mutluluğu. Üstelik yarım bıraktığınız her şeyli başkasının tamamlayacağını da unutmamalısınız. Yapacağınız şeylerden değil, yapmadıklarınızdan dolayı pişmanlık yaşarsınız. Yani birazcık çabayla elde edeceğiniz mutluluğu, sizin yerinize başkası yaşadığında hissedersiniz en büyük pişmanlığın nasıl bir şey olduğunu.

Geçmişe takılı kalma hatası

Geçmişinizde ne yaşadıysanız yaşadınız, mutsuzluklar, acılar, terk edilmeler, aldatılmalar... Yasınızı tuttunuz, acınızı çektiniz. E sürekli o dönemin içinde mi bocalayacaksınız? Artık silkinme zamanı gelmedi mi? Bu yılı kimse hatırlamak istemiyor biliyorum ama bakın çoktan yılın üçte ikisini bitirdik bile. Peki daha kaç ayı böyle başka zamanları bekleyerek geçireceksiniz? Hayatı kendiniz için zorlaştırmayın artık, yüreğinize bu kadar haksızlık etmeyin.

Aşkı yaşamayı gayet güzel biliyorsunuz, duygularınızın peşinden defalarca gittiniz. Öyleyse bildiğiniz şeyleri tekrar yapmaktan çekinmeyin. “Canımı yeniden yakacaklar” diye düşünmeyin, bunu göze alamazsanız mutluluğu bulamazsınız. Olaya bir de öbür taraftan bakalım mı? Siz canınızın yanacağını düşünüyorsunuz ama hiç kimsenin canını yakmadınız mı? Mesela kaç kişinin aşkına karşılık vermediniz?

Hayat böyle bir şey işte, bazen siz seversiniz, sevilmezsiniz, bazen sizi severler, siz sevmezsiniz. Bu döngü hayat boyu her zaman var olacak. Bunu değiştirmeye çabalamak yerine hayatınızın mutlu anlarını çoğaltmaya odaklanmalısınız. Hayatın tadını çıkarmak için elinize gelen her fırsatı değerlendirmelisiniz. “Ne derler?” diye düşünmeden üstelik. Çünkü siz kendi hayatınızdan sorumlusunuz.

O insanları uzak tutun

Hayatınızı yönetmeye çalışanları, kendi değer yargılarını dayatanları, canınızı sıkanları ve enerjinizi çalanları uzak tutun kendinizden. Bunun için de “Hayır” demeyi öğrenmek şart. İnsanların kırılması kendilerinin sorunu. Siz kendiniz için iyi olanı yapın sadece. Bu arada belirtmeliyim ki, kesintisiz mutluluk yok, her anınızu mutlu geçirmeyeceksiniz elbette. Ama kesintisiz mutsuzluk da yok.

Çokça mutlu, bazen mutsuz olursanız bu işi başarmışsınız demektir. Başkasını değil kendinizi mutlu etmek için çabalamalısınız. Mutlu olmak istiyorsanız, hiçbir şeyi zamana bırakmayıp müdahale etmelisiniz. Beklemeyeceksiniz, durmayacaksınız ve harekete geçeceksiniz. Sevebildiğiniz kadar, korkmadan seveceksiniz. Sevdiğinizi bağıra bağıra, haykıra haykıra söyleyeceksiniz.

Aşk bir insanın başına gelebilecek en güzel şeydir, onu reddetmeyin. Düşün peşine aşkın, bırakın götürsün götürebileceği yere sizi. Aşkı mutluluk kaynağı da mutsuzluk kaynağı da yapacak olan sizsiniz. Sözün kısası, yapın işte, ne yapmak istiyorsanız yapın. Ama şimdi yapın, hemen yapın, yarını beklemeden yapın.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder