Arda Turan’ın eşi Aslıhan Doğan Turan’ın bir Rolls- Royce’un önünde çekilmiş fotoğrafını gördüm dün bizim gazetede. Sonra bu fotoğraflarla ilgili haberleri okudum. Bu otomobille geldiği Etiler’deki bir kasaptan alışveriş yapmış. Gazetecilere de “Acelem var okula yetişeceğim” demiş.

Sanırım çocuğunu okuldan alacak. Kolunda da değeri 1 milyon lira olan Hermes marka çanta varmış. Baştan söyleyeyim, kimsenin otomobilini, evini, malını, mülkünü, parasını (eğer yasal yolla kazanılmışsa) tartışmak, kimsenin haddi değildir. Kendisi ya da eşi çalışmıştır, çok kazanmıştır, istediğini giymeye, istediğini almaya hakkı vardır. Ayrıca lüks tüketim de ekonominin bir parçasıdır ve elbette o sektörde de çarklar dönecektir. Ancak... Gösteriş merakı her zaman tartışılır. Örneğin bir davete en lüks araçla, dünyanın bilinen markalarından birinin elbisesiyle, çantasıyla, ayakkabısıyla gitmek görgüsüzlük değildir. Çünkü zaten bu tür lüks şeyler orada sergilenir. Öyle bir davete herkes aynı şekilde geldiği için kimsenin gözüne batmaz. Ama bakkala, kasaba, pazara, çocuğunu okuldan almaya Rolls-Royce ile gidersen, koluna da 1 milyon liralık Hermes çantayı takarsan bunun adı gösteriş merakıdır. ‘Görgü’ denen bir şey var hayatta. Nezaket de görgünün temel kurallarından biri. Ölçüsüzlük, gösteriş, şatafat nezaketin zıttıdır. Görgülü insanlar gösterişe gerek duymaz. Gösterişe gerek duyanlarda da görgüden söz edilemez.

Y VIVA ESPANA
Başlık, “Çok yaşa İspanya” anlamına geliyor. Şarkısını da bilirsiniz zaten. Hani, “Yaşa Fenerbahçe” marşı var ya, işte onun orijinali “Y Viva Espana”dır. Birkaç gündür sosyal medyadaki Türk kullanıcılar İspanya’yı öven, kardeşlik mesajları veren paylaşımlarda bulunuyor. Bunun nedeni, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in ABD/İsrail-İran savaşında kendi üslerini Amerika’ya kullandırmaması ve tabii “Savaşa hayır” demesi. Sosyal medyanın zekası müthiş şeyler üretmiş. Örneğin bu fotoğraf, İspanyolların simgesi boğa ile Türklerin simgesi kurdu yapay zeka ile bir araya getirmiş. Ama asıl sözlü paylaşımlar müthiş. Bunlardan bazılarını da ben buradan paylaşayım. “Bundan böyle dünyada bir tane bile kel İspanyol kalmayacak, vatan borcumuzdur.” “Türkiye’ye gelen İspanyolların otelde kalmasına gerek yok. ‘Biz İspanya’dan geldik’ demeleri yeterlidir.” “Hazır İspanya ile flörtleşmeler başlamışken bana da kumral, 1.85, yakışıklı bir bey düşer mi acaba?” “Hazır İspanya ile kardeş olmuşken, Fener’i La Liga’ya yollayalım. Gerçi, onları da ‘Türkiye’deki şampiyonluklarımız sayılsın’ diye darlarlar.” “Türkiye-İspanya kardeşliğine destek vermek amacı ile bugün ben de İspanyol paça pantolon giydim.” “Canım İspanya, lütfen vizeyi kaldırır mısın bitanem? Hazır mükemmel match olmuşuz.” “İspanya-Türkiye dostluğunun pekişmesi için Allah’ın emri Peygamber’in kavli ile çocukluk aşkım Enrique Iglesias’ı kendime istiyorum.”
SARIYER’İN YOLLARI
Siz başlığa bakmayın, çünkü Sarıyer’in yolu, molu yok. Aslında Sarıyer’e gelen yollar var da, içindeki yollara, yol denemez. Her ilçede ana caddelerin bakımının büyükşehir belediyelerine ait olduğunu biliyorum. Benim sözünü ettiğim, ara sokaklar. Bakın şöyle söyleyeyim, Sarıyer’de oturuyorsanız ve otomobiliniz varsa, aracınızın her sene ön takımlarına baktırmak zorundasınız. Sezon başında aldığınız lastikleri bir sonraki sezon kullanamazsınız. Çünkü o sokaklardaki çukurlar yüzünden lastikleriniz parça pinçik olur, çukura girmekten aracınızın ön takımlarından gelen sesler kulaklarınızı tırmalar. Sosyal medyada bu konu sık sık gündeme getiriliyor. Ancak sanırım Sarıyer Belediyesi bu hesapları pek de ciddiye almıyor. Bir kez de ben buradan sorayım. Sokaklardaki devasa çukurlardan haberiniz var mı? Haberiniz yoksa olması gerekmiyor mu? Haberiniz varsa neden harekete geçmiyorsunuz? Sarıyer gibi güzide bir ilçeye bu takır tukur yollar yakışıyor mu?
