Mehmet CoşkundenizKıvanç’ı beach’e almayacaklar mı?

HABERİ PAYLAŞ

Kıvanç’ı beach’e almayacaklar mı?

Kıvanç Tatlıtuğ, 5 milyon takipçili Instagram hesabını ‘küt’ diye kapattı. Bir süredir bunu düşündüğü ve sonunda hayata geçirdiği söyleniyor. Radikal bir karar ama kime ne? Hesap onun, ister kapatır ister açık tutar. Ama benim aklımda deli sorular var. Mesela Bodrum ve Çeşme’deki beach’ler, kapıya gelenleri Instagram’daki takipçi sayısına göre içeri alıyor.

Kıvanç’ı beach’e almayacaklar mı

E şimdi hiç takipçisi olmayan Kıvanç bu beach’lerden içeri alınmayacak mı? Ya da bazı yapımcılar dizilere oyuncuları, takipçi sayısına göre seçiyor. Ne yapacaklar, Kıvanç’a artık takipçisi yok diye rol vermeyecekler mi? Kıvanç Tatlıtuğ zaten o ‘con con’ beach’lere gitmez. O yüzden sorun olmaz. Oyunculuk dersen, bana göre şu anda Türkiye’nin en iyi erkek oyuncularından biri. Bir yapımcının Kıvanç’ı reddedecek kadar akılsız olduğunu sanmıyorum. Kıvanç’ın bu hareketi aslında bir süredir var olan ‘sosyal medya bıkkınlığı’nın göstergesi. Bakın 5 milyon takipçili bir hesap, iyi kullanılırsa sahibine ayda 5 milyon lira kazandırabilir. Bir insan tek tıkla böylesine müthiş bir geliri ortadan kaldırıyorsa gerçekten ‘bıkkın’ demektir.

Haberin Devamı

Kıvanç’ı beach’e almayacaklar mı

NEDİR BU BIKKINLIK?

Sosyal medya bıkkınlığı, “Dijital platformlarda geçirilen aşırı süre, yoğun bilgi akışı ve sürekli mukayese etme hali yüzünden zihinsel ve duygusal olarak tükenme durumu” olarak açıklanıyor. Kişide kaygı, yorgunluk ve gerçek hayattan kopma hissi yaratıyormuş. Belirtilerini de şöyle açıklamışlar:

Sürekli bir şeyleri kaçırma korkusu 

Akışta gezinirken hissedilen derin yorgunluk

Başkalarının hayatlarıyla kendi hayatını kıyaslayıp üzülme

Odaklanma süresinde kısalma

Bildirim seslerinden rahatsız olma

Nedenleri de şöyle sıralanmış: 

Aşırı bilgi ve haber yüklemesi 

Sahte mükemmel hayat görüntüleri 

Sürekli onay ve beğeni bekleme baskısı 

Algoritmaların yarattığı rekabet ve öfke ortamı

Ben de birçok arkadaşımın eskisi kadar sosyal medyada vakit geçirmediğini gözlemliyorum. Onlar artık sıkıldıklarını söylüyorlar. Çünkü sosyal medyada yeni bir şey yok. Komik videolar komik değil, gezi ve yemek notları ilgi çekici değil. Tabii bir de insanlar kendi özel hayatlarını paylaşmayı gereksiz bulmaya başladı.

Haberin Devamı

Kıvanç’ı beach’e almayacaklar mı

SOSYAL MEDYA YOKKEN NELER YAPIYORMUŞUZ?

Ömer Atakan’ın yazdığı ‘Kelebek Camı’ adlı kitabı okudum geçen hafta. 1970 doğumlu olan Ömer Atakan, kendi anılarından yola çıkarak 80’li ve 90’lı yılların popüler kültürünü anlatmış. Yani sosyal medyanın olmadığı zamanları... Kitabı okurken yazarın yaşadığı her şeyi benim de yaşadığımı, gittiği yerlere gittiğimi, izlediği filmleri, dizileri izlediğimi, aynı eğlence mekanlarında vakit geçirdiğimi fark ettim. Bostancı, Suadiye, Bağdat Caddesi, Erenköy, Çiftehavuzlar, Kadıköy ekseninde anlatılan bu anılar, sosyal medya yokken iletişimin nasıl kurulduğunu, o kuşağın nelerle ilgilendiğini, bir şeyi ‘sanal’ olarak değil, canlı olarak keşfetmenin güzelliğini ortaya koyuyor. Ben ‘eski zaman’ güzellemesi yapmayı sevmem. Her zamanın kendine özgü bir ruhu olduğuna inanırım. Yaşarsın, geçersin ve yeni zamana adapte olursun. Ancak bu anıları okurken sosyal medya çağının bir ruhu olmadığı konusundaki kişisel düşüncemin aslında ne kadar doğru olduğunu anladım. O yıllarda herkes kendi hayatını yaşardı. Elbette öykündüğümüz oyuncular, şarkıcılar, moda ikonları vardı. Oysa şimdi sosyal medya bağımlıları kendi hayatlarını değil, algoritmanın öne çıkardığı hayatları yaşamaya çabalıyor. Bir süre sonra bu çaba onları yoruyor ve ortaya ‘bıkkınlık’ çıkıyor. 80’li, 90’lı yılları yaşamamış olsanız bile Ömer Atakan’ın ‘Kelebek Camı’ kitabını okumanızı öneriyorum. Hayatın ‘canlı canlı’ akmasının nasıl güzel bir şey olduğunu anlayacaksınız.

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder