8. Uluslararası İstanbul Halk Müzikleri Festivali başladı. Bu akşam AKM’de klarnetin iki ustası Hüsnü Şenlendirici ile Serkan Çağrı aynı sahnede olacak. Üstelik yalnız değiller. Dünyaca tanınan Yunan klarnetçi Vasilis Saleas ve Kirpi Bülent de gecenin konukları. Ben klarnetin sesini severim ama anlattıkları çok daha önemlidir. Bir Trakya düğününde klarnetin sesini duyarsınız, yerinizde duramazsınız. Ege’ye geçer, başka türlü söyler. Balkanlar’a çıktığında hüzünlenir. Akdeniz’e indiğinde başka bir hikaye anlatmaya başlar. Aynı enstrüman hem oynatabilir hem ağlatabilir. Tabii sahnede sadece 4 klarnet olmayacak. Eray İnal yönetimindeki senfonik orkestranın işin içine girmesi geceyi daha da çekici hale getiriyor. Müziğin bize sürekli hatırlattığı çok basit bir gerçek var. Sınırları insanlar çiziyor, melodiler değil. Bir ezgi Anadolu’dan çıkıp Balkanlar’a gidebiliyor. Oradan Akdeniz’e iniyor. Başka bir ülkede başka bir müzisyenin nefesine karışıp yeniden bize dönüyor. Ve İstanbul bütün bunların gerçekleşmesi için belki de dünyadaki en doğru şehir. Bu akşam AKM’de yalnızca klarnet çalınmayacak. Birbirinden farklı coğrafyalar aynı nefesi verecek.
TÜRKÜNÜN BÜYÜSÜ CAZIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Festival yarın akşam ise Yavuz Bingöl’ü ağırlayacak. Yavuz Bingöl’ün sanat hayatı 40 yılı doldurdu. Biz onu genellikle türküleri klasik anlamda sesiyle, sazıyla icra etmesiyle tanıdık. Ama bu konserde karşımızda başka bir Yavuz Bingöl olacak. Yeni projesinin adı “Efsun of Anatolia.” Yani “Anadolu’nun Büyüleri.” Yıllardır bildiğimiz Anadolu ezgileri bu kez alıştığımız biçimde karşımıza çıkmayacak. Türküler cazla, doğaçlamayla ve çağdaş düzenlemelerle buluşacak. Trompet, piyano, kontrbas, davul ve kopuz aynı müzik dünyasının içinde dolaşacak. İşte kültür dediğimiz şeyin yaşaması biraz da buna bağlı. Çünkü gelenek yalnızca koruyarak yaşatılmaz. Yeniden yorumlayarak da yaşatılır. Bir türküyü yüz yıl önce söylendiği biçimiyle söylemek elbette değerlidir. Ama o türküyü bugünün müzisyeninin dünyasından geçirip başka bir sese dönüştürmek de geleneğe ihanet değildir. Tam tersine, ona yeni bir hayat vermektir. “Efsun of Anatolia”nın bence en heyecan verici tarafı da burada. Yavuz Bingöl yıllardır söylediği ezgileri bu kez kendisinin de yabancısı olduğu bir müzik alanına bırakıyor. Diğer tarafta cazın en güzel özelliği: Özgürlük. Üstelik doğaçlama nedeniyle sahnede ortaya çıkacak müziğin bir bölümü yalnızca o gece var olacak. Aynı parçayı ertesi gün yeniden çalsalar muhtemelen başka bir şey duyacağız. Türküler yaşlanmaz. Yeter ki arada üzerlerindeki tozu alıp yeniden dinlemeyi bilelim.
AŞKIN SON KULLANMA TARİHİ
Bir ilişkinin bitmesi için illa birinin diğerini aldatması mı gerekir? Büyük bir kavga, affedilmez bir hata, kapıların çarpılması mı lazım? Hayır. İlişkilerde kabul etmekte en çok zorlandığımız gerçeklerden biri şu: İki iyi insanın aşkı da bitebilir. “Bana hiçbir kötülüğü olmadı” cümlesini çok duyuyorum. Ardından da şu geliyor: “O zaman neden ayrılmak istiyorum?” Çünkü kötülük görmemek, mutlu olmak demek değildir. Aşk başka, alışkanlık başka: Yıllarca aynı insanla yaşayınca hayatlarımız birbirine karışıyor. Arkadaşlar, aileler, tatiller, pazar kahvaltıları... Sonra bütün bu düzeni aşk zannetmeye başlıyoruz. Oysa kimi ilişkilerde aşk çoktan gitmiş, geriye yalnızca düzen kalmıştır. İyi insan, doğru insan olmayabilir. Karşındaki dürüst, sadık, şefkatli olabilir. Bunlar onu değerli bir insan yapar. Fakat senin için doğru insan yapmaya yetmeyebilir. Çünkü ilişki yalnızca karakter uyumundan değil; heyecandan, arzudan, ortak hayallerden ve birlikte büyüyebilmekten beslenir. Suçlu aramak zorunda değilsiniz. Her bitişte bir fail bulunmaz. Belki de aşkın üzerinde gerçekten görünmeyen bir son kullanma tarihi vardır. Üstelik o tarih geldiğinde aşk bozulmaz; sadece tamamlanır. Bu yüzden bir ilişkinin bitmesi, onun yanlış olduğu anlamına gelmez. Kimi aşklar ömürlük değildir. Ama yaşandığı süre boyunca gerçektir.
