Mehmet CoşkundenizKonserler ve taksiler

HABERİ PAYLAŞ

Konserler ve taksiler

Konserler ve taksiler

Geçen hafta gittiğim iki konserde ruhum müziğe doydu. İlki Harbiye Açıkhava’da Ebru Yaşar konseriydi. Açıkçası ben Ebru Yaşar’ı sahnede ilk kez izledim. Konser öncesi de “Acaba şarkılarını biliyor muyum?” diye biraz endişeliydim. Meğer biliyormuşum. Ebru Yaşar, geçmişten bugüne hit olmuş neredeyse tüm şarkılarını seslendirdi. Sahnenin dekoru, sanatçının seçtiği kostümler, orkestranın uyumu bence şahaneydi. Hele hele konserin sonunda Açıkhava’yı dolduran 5 bin kişinin tamamının halay çekmesi müthiş bir olaydı. İkincisi ise 10 yıl sonra yeniden bir araya gelen ‘Model’ grubunun Ataköy Marina’daki konseriydi. 16 yaşındaki ikizlerim ve eşimle gittiğim bu konser de hepimiz bağıra bağıra şarkılar söyledik. Model’in ‘Değmesin Ellerimiz’, ‘Mey’, ‘Pembe Mezarlık’ ve ‘Dağılmak İstiyorum’ gibi hit olmuş şarkıları konserdeki binlerce kişiyi coşturdu.

Haberin Devamı

Gelelim taksi meselesine... Harbiye Açıkhava çıkışında müşteri bekleyen taksilerin şöyle bir durumu var. Sizin gideceğiniz yer önemli değil, taksicinin gideceği yer önemli. Mesela taksinin başındaki şoförler “Bostancı var mı?”, “Beylikdüzü var mı”, “Avcılar var mı?” diye müşteri arıyor. Siz Etiler’e falan gidecekseniz kimse sizi almıyor. Bu arada Harbiye’den Beylikdüzü’ne taksiyle gitmek, konser biletinden bile daha pahalı. Ataköy’de de aynı şey vardı. Taksiye el ediyorsunuz, şoför camı açıp “Nereye?” diye soruyor. İstanbullular taksilerden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmiyor. Bütün dünyada gezginler “İstanbul’daki taksiler dolandırıcıdır” diye uyarılarda bulunuyor. Bu işe artık bir çözüm bulunmalı. Bence özellikle yaz aylarında metrolar ve bazı hatlardaki otobüsler sadece hafta sonları değil, her gün gece 24.00’ten sonra da çalışmalı.

Konserler ve taksiler

SAHTEKAR

Oturduğum semtte bir telefoncuya gittim, şarj kablosu alacağım. Elinde bastonuyla yaşlıca bir adam girdi, elindeki akıllı telefonu tezgahın üzerine bırakıp telefoncudan birkaç şeyi düzeltmesini istedi. Ayak üstü sohbet ettik, adını söyledi, “Ben şair ve ozanım. 250 şiirim var” dedi. Şiirinin birini de patlattı oracıkta. Derken kalçasındaki bir sorun nedeniyle ameliyat olduğu hastanede yanlış uygulama sonucu hafif sakat kaldığını söyledi. Devlete dava açmış, epey yüklü bir tazminat istiyor. Miktarını söyledi de, ben burada yazmayayım. “Engelli maaşı alıyor musun?” diye sordum, almıyormuş. Tazminat davası olduğu için o maaşı kabul ederse tazminat alamazmış. Nasıl geçindiğini sormadım. Ama engelli maaşını istemiyorsa demekki bir geliri vardı.

Haberin Devamı

Telefoncudan çıktım, semtte birkaç dükkana daha uğradıktan sonra eve doğru yürürken karşımda yine bu adamı gördüm. O beni fark etmedi, önümde yürüyen gençlere “Gençler Allah rızası için bir ekmek parası” diyordu. Yani dileniyordu... Yardıma muhtaç olanlara hiçbir sözüm yok. Elbette o durumdaki insanlara yardım etmek toplumsal dayanışmanın en önemli unsuru. Ama elinde epey pahalı bir telefonla dolaşıp, devletten bilmem kaç yüz bin lira tazminat beklediğini söyleyip sonra da dilenmek... Evet, bunun adı sahtekarlıktır.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder