Her kalp çarpıntısını, her çekimi, her yoğun duyguyu aşk sanıyorsun ama durum gerçekte öyle değil. Sen “Çok aşığım” diyorsun ama aşkın bundan haberi bile yok. Başka duyguları aceleyle adlandırıyorsun. İşte o duygular ve gerçek aşkla arasındaki farklar...
HOŞLANMAK: BİR KIVILCIM DÜŞER ÖNCE
Her şey genellikle hoşlanmakla başlar. Birinin gülüşü, konuşma tarzı ya da hayata bakışı etkiler seni. Onun yanında olmak istersin ama bu istek henüz çok da derin değildir. Daha çok yüzeyde dolaşan bir heyecandır. Hoşlanmak, bir ihtimaldir; içinde keşfetme arzusu barındırır ama henüz bağlılık içermez. ‘Belki’nin büyüsüne kapılmışsındır. Hoşlandığın kişiyi de ‘ruh eşi’ sanmaktasındır. Çünkü kusurlarını görmezden gelirsen ‘belki’nin ‘kesin’e dönüşebileceğini ummaktasındır.

TUTKU: BU GECE GEL YARIN İSTERSEN YİNE GİT
Tutku, çoğu zaman aşkla karıştırılan en güçlü duygudur. Kalp çarpar, akıl geri çekilir. Fiziksel çekim ön plandadır ve kişi adeta karşısındakine doğru çekilir. Bu duygu yoğun, hatta bazen sarsıcıdır. Ama tutkunun bir kusuru vardır: sürekliliği yoktur. Alev gibi yanar, hızla tüketir. İçinde derin bir anlayış ya da karşılıklı büyüme zorunlu değildir. Bu yüzden tutku, tek başına aşk değildir; aşkın sadece bir parçası olabilir.
BAĞIMLILIK: ÇILDIRTSAN DA YALVARTSAN DA TİRYAKİNİM
Bazen insan birini özlediği için değil, onsuz kendisini eksik hissettiği için yanında olmak ister. Bu durum, çoğu zaman aşk zannedilir. Oysa bu, duygusal bağımlılıktır. Bağımlılıkta kişi, karşısındakini bir ihtiyaç gibi görür. Onsuz yapamayacağını düşünür. Bu, sevgi değil, bir tür korkudur: Yalnız kalma korkusu, terk edilme korkusu... Aşk ise korkudan değil, özgürlükten beslenir. Aşkta iki insan birbirine tutunmaz; yan yana yürümeyi seçer.

HAYRANLIK: KİMSEYİ GÖRMEDİM BEN SENDEN DAHA GÜZEL
Bazı insanlar vardır, onları izlemek bile iyi hissettirir. Başarıları, zekâları ya da duruşları bizi etkiler. Onlara karşı bir hayranlık duyarız. Ama bu duygu çoğu zaman mesafelidir. Hayranlıkta kişi, karşısındakini ulaşılması zor bir yere koyar. Eşitlik yoktur. Oysa aşk, iki insanın aynı zeminde buluştuğu bir duygudur. Ne biri diğerinden yukarıdadır ne de aşağıda. Aşk, göz hizasında yaşanır
ALIŞKANLIK: HER SABAH UYANDIĞIMDA SENİ BULURDUM YANIMDA
Zamanla bazı ilişkilerde duygu değil, rutin kalır. Aynı kişiye alışırız. Onun varlığı hayatımızın bir parçası olur. Bu durum çoğu zaman “Aşk devam ediyor” diye yorumlanır. Ama alışkanlık, aşkın yerini dolduramaz. Çünkü aşk canlıdır, değişir, dönüşür. Alışkanlık ise sabittir. İçinde heyecan yoktur, merak yoktur. Sadece tanıdıklığın verdiği bir konfor vardır
ÖYLEYSE AŞK NEDİR?
Aşk, tüm bu duyguların birazını içinde barındırabilir ama hiçbirine indirgenemez. Aşk, sadece hissetmek değil, aynı zamanda anlamaktır. Karşındakini olduğu gibi görmek ve buna rağmen yanında kalmayı seçmektir. Aşk, bir ihtiyaç değildir. Onsuz da var olabildiğin halde, onunla olmayı istemektir. Aşk, bir eksikliği doldurmaz; aksine iki tamam insanın birbirine dokunmasıdır. Aşkta zaman önemlidir. İlk heyecan geçtikten sonra geriye ne kalıyorsa, işte aşk orada başlar. Çünkü aşk, sadece başlangıç değil, devam edebilme halidir. Sabırdır, emektir, bazen susmaktır, bazen anlamaya çalışmaktır. Ve belki de en önemlisi: Aşk, karşılıklıdır. Tek taraflı yaşanan yoğun duygular ne kadar güçlü olursa olsun, aşk olamaz. Aşk, iki kalbin aynı ritimde atmayı öğrenmesidir. Birine baktığında kalbin hızlanıyorsa, bu güzel bir başlangıç olabilir. Ama hemen adını koyma. Çünkü bazı duygular, aşkın provasından ibarettir. Belki de asıl mesele şudur: Hissettiğin şey gerçekten aşk mı, yoksa aşkın kılığına girmiş başka bir duygu mu? Ve insan bazen en çok burada yanılır. Çünkü kalp konuşurken, akıl çoğu zaman susar. Ama aşk... Aşk, ikisinin aynı anda konuşabildiği nadir anlardan biridir.
