Yeniden merhaba sevgili dostlar. Malum kış mevsimi (hiç sevmem), virüsler kol geziyor. Ben de önce ‘süper grip’ denilen bir virüsün, ardından da bağırsaklara etki eden başka bir virüsün esareti altında birazcık ‘bitkin’ günler geçirdim. Bu nedenle yazılarıma iki hafta ara vermek zorunda kaldım. Neyse şükür ki atlattım ve aranızdayım. Kış demişken, bu mevsimde şehirde etkinlik sayısı çoğalıyor tabii ki. Ancak bu yıl etkinliklerin pek tadı yok. Bunda mekanların ya da konser biletlerinin pahalı olmasının etkisi var elbette. Bir de firmaların düzenlediği etkinlikler pek ses getirmiyor. Ben bunun nedenini ünlülere yönelik fuhuş ve uyuşturucu operasyonlarına bağlıyorum. Önceki gün yapılan tutuklamalarla birlikte bu operasyonlarda tutuklu olanların sayısı 55’e yükseldi.
Toplam gözaltı sayısı 100’ü çoktan geçti. Aralarında sosyal medya fenomenleri, influencerlar, oyuncular, müzik insanları, mekan sahipleri, televizyon yüzleri var. Bunların çoğunu neredeyse her etkinlikte görürdük, şimdi hapisteler. Bu insanlar doğal olarak etkinliklere katılamıyor. Diğer ünlüler de ‘ne olur ne olmaz’ diye ortalıkta görünmüyor. Hayır, kendileri kullandıkları için değil, olur da gittikleri mekan basılır, ya da yanında olan arkadaşı ertesi gün gözaltına alınır diye herkes evine çekilmiş durumda. Belli ki bu operasyonlar gittiği yere kadar gidecek. Kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak. Zaten öyle olmalı. Belki artık firmalar verdikleri davetlere, PR şirketleri galalara hep aynı isimleri çağırmaktan vazgeçer. Ülkemizde yetenekli çok sayıda genç var. Uyuşturucuya, fuhuşa bulaşmamış, sadece işini yapmaya çalışan bu gençlere artık fırsat verilmeli diye düşünüyorum. Umarım bu operasyonlar, bu fırsatın önünü açar.
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR İÇİN BULUŞTULAR
‘Dedemin Gözyaşları’ filmini izlediniz mi bilmem. Ama mutlaka izlemelisiniz. Film, lösemili bir çocuğu dedesinin hayatta tutmaya çalışmasını anlatıyor. Filmin senaryosu İhsan Taş’ın yazdığı aynı isimli bir kitaptan uyarlandı. Senaryoyu da İhsan Taş yazdı. Aynı zamanda filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini de üstlendi. Geçen yılın sonunda yapılan TÜYAP Kitap Fuarı’nda İhsan Taş, bu kitabını imzalarken filmin başrol oyuncusu Halil Ergün ile, Yeşilçam efsanelerinden Serpil Çakmaklı onu yalnız bırakmadı. Aslında bir imza gününden öte, vefanın, dostluğun göstergesiydi bu buluşma. Kitabın tüm geliri lösemili çocukların tedavisi için bağışlanıyor. ‘Dedemin Gözyaşları’ kitabını alırsanız, hasta bir çocuğun hayatta kalmasına yardımcı olursunuz. İhsan Taş, “Dedemin Gözyaşları benim için bir kitap değil; çocukluğumdan kalan bir ses, bir dua, bir hatıradır. Bu hikayeyi okurlarla buluştururken en büyük dileğim, bir kalbe dokunabilmekti. Eğer bugün bir çocuğa umut olabildiysek, bir gülüşe vesile olduysak, bu benim için ödüllerin en büyüğü olur” diyor. Biliyorsunuz, lösemi erken teşhiste tedavi edilebiliyor. Bu çocuklara bazen kök hücre nakli gerekiyor. Gidip üç tüp kan vererek siz de donör olabilirsiniz. Ayrıca ‘Dedemin Gözyaşları’ kitabını alarak katkıda bulunabilirsiniz.
BİR MARKA NASIL HİÇ EDİLİR?
Olay başta çok basitti. Kebapçı Bedri Usta’nın Kalamış’taki restoranına giden ve oranın müdavimi olduğunu söyleyen bir müşteri fiyatları pahalı bulup fiş paylaştı. Bedri Usta da ‘nedense’ celallendi, o fişi aldı, “Senin takipçin az, ben paylaşayım da adam gör” dedi. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Birçok kişi restoranı boykot etmeye başladı. İletişim, marka sahiplerine bırakılmayacak kadar önemlidir. Adana’da tablacı tezgahlarından geldiğini söyleyen Bedri Usta’nın başında ‘El Patron’ yazılı şapkayla sürekli paylaşım yapması yaşanan bu olaydan önce dikkatimi çekmişti. Aklımdan hep, “Yahu hiç kimse bu adama başındaki şapkada yazan ‘El Patron’ isminin dünyanın gelmiş geçmiş en büyük uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın lakabı olduğunu söylemiyor mu?” diye geçiyordu. Söylemiyordu çünkü adını markalaştırmış bu insanın herhangi bir iletişim danışmanı yoktu. Zaten bir iletişim danışmanı olsaydı, bu fiş meselesinde devreye girer Bedri Usta’nın olayı bu şekilde ele almasına engel olurdu. Hatırlarsınız, bir müşteri Patiswiss adlı markanın çikolatasının küflü çıktığını söylemiş, firmanın sahibi ve CEO’su Elif Esra Yıldız, dünyanın en kötü iletişim stratejisiyle müşteriyi suçlamıştı. Sonre ne oldu? Bu markanın tüm ürünleri market raflarından kalktı, Elif Aslı Yıldız CEO’luğu bırakmak zorunda kaldı. Diyeceğim o ki; dünyanın en önemli markasını yaratabilirsiniz. Ama iletişimi beceremezseniz, o markanın bir günde yok olup gittiğine tanık olursunuz. Yani ‘El Patron’ olmak bir şapka takmak kadar kolay. Ama marka sahibi olmak hiç de kolay değil.
