25 yaşındaki Deniz İbişler, Kadıköy Anadolu Lisesi mezunu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği bölümü son sınıf öğrencisi. 24 Ocak Cumartesi akşamı Anadolu yakasında bir arkadaşıyla buluşuyor, gece saatlerinde Alibeyköy’deki evine gitmek üzere oradan ayrılıyor ve metrobüse binip Avrupa yakasına geçiyor. Mecidiyeköy’de inip Alibeyköy metrosuna biniyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor. Siz bu yazıyı okurken bulunmadıysa, bugün Deniz’in kayıp olarak ilan edilmesinin 7’nci günü. Deniz, kırsal bir alanda, bir dağda, bir kanyonda, uzak bir banliyöde falan kaybolmadı.

MOBESE ve sayısız işletmenin güvenlik kameralarının bulunduğu bir yerde, şehrin göbeğinde kayboldu. Arkadaşı, içine kapanık bir genç olduğunu söylüyor. Annesinin ölümünden çok etkilenmiş. Babasıyla arası bozukmuş. Bir kıza sevdalanmış, onun da sevgilisi olduğunu öğrenince hayal kırıklığına uğramış. Farz edelim ki kendine bir şey yaptı. Yine de bu kadar sürede bir tek kamera görüntüsüne bile rastlanmaz mı? Metrobüsün içi, metronun içi kamerayla izleniyor. Tüm metro duraklarında kamera var. Alibeyköy’de inip evine doğru yürümüşse sokakta kameralar var. Bu genç metro vagonunda ortadan kaybolacak değil ya, mutlaka bir iz olmalı. Umarım siz bu yazıyı yazarken bulunmuş olur. Ama bulunmuş olsa bile şehrin göbeğinde kaybolan bir insanın bulunması için 7 gün uzun bir süre değil mi?
YARIM KALAN AŞKIN ÖYKÜSÜ
Hepimizin hayatında tamamlanmamış bir aşk öyküsü vardır. Belki bir lise aşkı, belki yazlıkta tanıştığımız biri... Hayat bizi başka yerlere savurmuştur, yollar ayrılmıştır. Ya da küçük tartışmalar, kaprisler, yanlış anlamalar hatta belki ergen psikolojisi bu aşkın tamamlanmasına engel olmuştur. Peki yıllar sonra, o tamamlanmamış aşkın kahramanıyla karşılaşsanız ne olur? Tanser Yılmaztürk’ün yazdığı ‘Kaderin Kırmızı İpi’ adlı roman tam da böyle bir öyküyü anlatıyor. Yazar, bu romanı tek bir cümlenin peşinden yazdığını belirtiyor; “Bir aşk yarım kalmışsa, o insan hiçbir zaman tamamlanamaz...”

Belli ki roman, yazarın kendi yaşam öyküsünden parçalar taşıyor. Lisede başlayıp yarım kalan ama 15 yıl sonra tekrar karşılaşan Zeynep ile Tarık’ın bazen neşeli, bazen acıklı ama çoğunlukla trajik aşk hikayelerini okuyoruz romanda. Ama bu öyküyü okurken dizi setlerine, konser sahnelerine, karakol koridorlarına da gidiyoruz. Tam bir Y kuşağı romanı. 2000’li yılların ortalarında lise çağlarını yaşayan, bugün 30’lu yaşların ortalarına ulaşmış, hem sokağı hem de teknoloji çağını yakalayan kuşak. Romanın sordurduğu soruyu ben de size sorayım... “Yarım kalan bağ yeniden bağlanır mı?” Bu sorunun cevabını da romanı okuduğunuz zaman bulacaksınız.
KUVER VE SERVİS SAÇMALIĞINA SON
Restoranlarda yemeğinizi yiyip hesabı istediğinizde adisyonda ‘kuver’ ve ‘servis’ adı altında ücret alındığını görürsünüz. Gelen hesabın yaklaşık yüzde 10’unu servis ücreti olarak alırlar. Bir de masaya oturdunuz diye tabak, çatal, bıçak bardak kullanımı parası olarak kuver ödersiniz. Servis ücreti garsonlara veriliyor sanıyorsunuz değil mi? Hayır, böyle bir şey yok. O para da direkt restoran sahibinin cebine gidiyor. Garsonlar maaş+bahşiş olarak çalışıyor. Yani siz hesapta ödediğiniz servis ücretinin yanında bir de bahşiş bırakıyorsunuz.
Neyse ki bu saçmalığa artık son veriliyor. Ticaret Bakanlığı yönetmelik taslağını hazırladı. İşletmeler, masa bedeli, açma parası, servis ücreti ya da farklı adlar altında hiçbir ek ücret talep edemeyecek. Tüketiciler yalnızca sipariş ettikleri ürünlerin menüde yer alan fiyatını ödeyecek. Yani menüde gördüğünüz ücret neyse onu ödeyip kalkacaksınız. Bahşiş verip vermemek size kalmış. Benim tek korkum, kurnaz işletme sahiplerinin bu ücretleri menüye zam yaparak yansıtması. Ancak bakanlık bunun da önlemini almış, 81 ilde denetimler artırılacak. Yönetmeliğe uymayanlara ağır para cezaları var.
