
Aşk bittiğinde ilk refleksimiz bir suçlu bulmaya çalışmaktır. Genellikle de suçlu biz olmayız. Bir arkadaş masasında, yarısı soğumuş bir kahvenin başında ya da geceyarısı atılan uzun bir ses kaydında aynı cümle dolaşır: “Ben elimden geleni yaptım ama sen...” O cümlenin devamı da genellikle şöyle gelir: “...beni hiç anlamadın.” “...çok değiştin.” “...sürekli sorun çıkardın.” Geçenlerde bir ahbap masasındaydım. Karşımda yıllardır tanıdığım, aklı başında, işi gücü yerinde bir arkadaşım vardı. Yeni ayrılmış. “Ne oldu?” dedim, “Bitti” diye cevap verdi. “Gayet mutlu görünüyordunuz, ne oldu ki?” “Ya ben çok uğraştım ama o... Olmadı işte.”
DELİL OLAN MESAJLAR
Bir süre sessizlik oldu. Sonra telefonunu çıkardı. Eski mesajlara baktı, birkaç tanesini bana gösterdi. “Bak” dedi, “Üç gün yazmamış. Üç gün!” “Sen yazdın mı?” diye sordum. “Ben de yazmadım ama o isteseydi yazabilirdi.” İşte aşk mahkemesi tam da burada kuruldı. Biraz deşince hikâye ortaya çıktı. Akşamları hep yorgun. Konuşulması gereken konular ‘sonra’ya bırakılmış. “Ben buyum, değişemem” cümlesi birkaç kez gururla söylenmiş. Ve en önemlisi, susarak ceza vermişler birbirlerine. Hiç tartışmamışlar, tartışmamayı seçmişler. “İyi misin?” demiş kadın, “İyiyim” demiş arkadaşım. Sonra susuş... Üç gün konuşmamışlar.
PEKİ SORUN KİMDE?
Sonra o meşhur konuşma gelmiş. “Böyle olmuyor” demiş kadın. “Neyi yanlış yaptım?” diye sormuş. Arkadaşım “Bilmiyorum. Sen değiştin” diye cevap vermiş. Kadın bir süre susmuş. Sonra o cümleyi kurmuş: “Belki de sorun bende değil, sendedir.” Bu cümle ayrılık anlarında çok sinir bozucudur. Arkadaşım hâlâ o cümlenin haksızlık olduğunu düşünüyordu. Ama masada otururken fark ettiğimiz bir şey vardı. Hikâyede kimse kötü değildi. Ama kimse de gerçekten cesur değildi. Aşkın bitişinde kendimizi masum ilan etmemizin bir sebebi var. İnsan zihni kırıldığında savunmaya geçer. Egomuz hemen ambulans çağırır. O ambulansın üzerinde de kocaman bir yazı vardır: “Haklıydım.” Oysa aşk mahkemesinde haklı olmak, mutlu olmak anlamına gelmez.
AŞK GİDER AYNA KALIR
Mesela “Ben buyum, değişmem” cümlesi... Bu cümle ilişkilerde romantik bir slogan gibi söylenir ama aslında bir uyarı levhasıdır. “Bu noktadan sonra sorumluluk almıyorum” demenin kısa yoludur. Ya da “Çok yoğunum” bahanesi... Hepimiz çok yoğunuz. Ama sevdiğimiz bir dizi başladığında ya da yeni bir telefon çıktığında o yoğunluk bir anda esniyor. Aşka gelince takvim dolu. Bir de konuşmamak var. İçine atmak, anlatmamak, Sonra da “Anlaması lazımdı” demek. Kimse zihin okumuyor. Aşk bile. Neden suçu kendimizde aramıyoruz peki? Çünkü aynaya bakmak zor. Çünkü “Ben nerede hata yaptım?” sorusu, “O bana ne yaptı?” sorusundan daha tehlikeli. İlki değişim ister. İkincisi sadece hikâye. Arkadaşım masadan kalkarken şunu söyledi: “Belki de ben gerçekten elimden geleni yapmadım.” Bu cümle küçük gibi görünür ama büyük bir kapıdır. Aşkın bitişi her zaman bir ihanet hikâyesi değildir. Belki de sadece bir fark ediştir. Aşk gider. Ama eğer gerçekten bakabilirsek, geride bir ayna bırakır. Mesele o aynaya bakmak mı, yoksa üstünü örtüp aynı hatalarla yeni bir hikâyeye başlamak mı... İşte asıl soru tam da orada durur.
