Özlem Varol: Çiniyi duvarda asılı olmaktan kurtardım ve masaya indirdim

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

ÖZLEM VAROL KİMDİR?

Çini sanatçısı Özlem Varol İzmir’de doğdu. Üniversite sonrası Marmaris ve İzmir’de özel atölyeler, sergiler düzenledi. Yoğun istek üzerine İstanbul’da Masabaşı Atölye’yi hayata geçiren Özlem Varol, özel günleri sanat ile birleştiren workshop’lar ile farklı deneyimler sunuyor. Kişiye özel tasarım tabaklar ya da özel temalı sunumlar ile sofralara farklı bir yaklaşım kazandırıyor.

Çini aşkını nasıl keşfettin?

Aklımda çini eğitimi almak hiç yoktu. Daha çok psikoloji ve felsefe eğitimi almak istemiştim. Hayat beni çiniye doğru sürükledi ve eğitimini aldım. Eğitimini gördüğüm işi yaptığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kabul etmeliyim ki çıkış noktasında bu kadar büyük bir kitleye ulaşacağımı düşünmemiştim. Bir İzmirli olarak uzun yıllar Marmaris’te yaşadım.

Atölyem Marmaris’teydi. O muhteşem doğanın içinde yaşamak harika ama ulaşabileceğiniz kişi sayısı haliyle çok az. Erkek kardeşim Hakan, İstanbul’da medya sektöründe çalışıyordu. Onun ısrarıyla yönümü değiştirdim. İstanbul ve İzmir’de Masabaşı Atölye’yi kurdum. Sanatın farklı disiplinlerini Gastronomi sektörüyle buluşturmak heyecan verici.

PANDEMİDE SANATI EVLERE TAŞIDIK

Bir de pandemi sırasında yaptığınız özel bir proje var. Ondan da bahseder misin?

Kardeşim Hakan’ın projesiydi ve dünyada bir ilkti. Evlere, boya ve fırça eşliğinde boyamaya hazır çini ürünler gönderdik. “Yetenek aramıyorum eliniz fırça tutsun yeter” mottosuyla yola çıktım. İnsanlar, online eğitim videomu izleyerek bu zor süreçte kendi tabaklarını yaptılar.

Bu durum Çin basınının bile dikkatini çekti ve atölyeye röportaja geldiler. İtiraf etmeliyim ki; bu sanatı, daha önce çini hakkında hiçbir fikri olmayan kişilere tanıtmak, birilerinin kalbine dokunmak, dünyanın öbür ucunda haber olmak ülkem ve benim için büyük bir gurur kaynağıydı. Şimdi Türkiye’nin her yerinde Masabaşı Atölye olmasını istiyoruz ki, sanatın iyileştirici gücü tüm ülkeyi sarsın, sofralara farklı bir duygu katsın.

ÇİNİ SANATI YAŞAMIN TA KENDİSİ

Çini sanatını nasıl tarif edersin?

Çini, derin bir sanat, yaşamın ta kendisi. Ben çok sabırlı bir insanım. Belki de çinide başarılı olmamın en büyük nedenlerinden biri bu, çünkü çini sabır ister, özen ister. Atölyeye gelen katılımcılara “Bakın, ilk adım tabağı zımpara yapmak, desen transferi, çizimi, boyası, düzenlemesi, finalde temizlemesi ve tabii bir de pişim süresi var. Sır süreci… O zaten bambaşka bir heyecan” diyorum. “Oooo hocam, bu iş çok zahmetliymiş” diyorlar. Emeksiz yemek olmaz.

Tıpkı bizim mutfakta yaptığımız gibi…

Aynen öyle şefim. Çini sanatının yemek yapımı ile yakından ilgisi var. İlk adım, karar aşamasıdır. Hangi tabağı seçeceğim ve nasıl bir desen olacak gibi... Çini yaparken en küçük bir dikkatsizlik tüm süreci etkiler. Yemekte küçük bir dikkatsizliğin ya da baharat oranlamasındaki küçük bir hatanın yemek tadını etkilemesi gibi… Çini de fırından çıkıncaya kadar tam olarak bitti diyemiyorsunuz. Risk hep var. Gastronomi dünyasından katılımcılarım geldiği zaman, detaylı incelediğimizde sürecin benzerliği ile karşılaşmak hem beni hem onları çok heyecanlandırıyor.

Çinide başarılı olduğun kadar mutfakta da başarılı mısın? Güzel yemekler yapar mısın?

Ben iyi yemek yapabilen biri değilim ama sunum ile bu açığımı kapatıyorum. Üniversitedeyken, o en klasik İznik desenlerini çizerken bile bir gün bu tabakların üzerinde yemek yiyebileceğimiz aklımızın ucundan geçmezdi. Onlar sanki her zaman duvarlarımızı süsleyecek gibi gelirdi. Ben bir çini sanatçısı olarak, çiniyi duvarda asılı olmaktan kurtardım ve masaya indirdim.

Bir balık sunumunda, kendi tasarladığınız balık desenli tabakların üzerinde sunum yapmak paha biçilemez. Aynı zamanda kumaş da boyuyorum. Masa örtüsünden peçeteliğe, yastıklarından sürahiye kadar her şeyin kişinin elinden çıkması ve misafirlerinizi benzeri olmayan sunumlarda ağırlamanız her şeyden önce özel bir yaklaşım oluyor.

KOYU MAVİ İŞTAHI KAPATIYOR

Tabak ve yemek ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

Tabak ve yemek bir bütündür. Yemek kendi başına enfes bir sanat, hele bir de kendi tasarlayıp boyadığınız tabaklar ile bütünleşmesi yemeği başka bir boyuta taşıyor. Bu anlamda tabak ve yemek ilişkisi birbirini çok yükseltiyor ve birbirine değer katıyor. Mesela, çini sanatında en sevilen renk olan koyu mavinin iştahı kapattığını biliyor musunuz?

Sıcak renkler ise iştahımızı açar. O yüzden atölyede yemek takımı tasarlarken bu renk dağılımına dikkat ediyoruz. Tabii kişiliğimiz de renk seçimini çok etkiliyor. Ben, bir kişinin renk ve desen seçiminden nasıl biri olduğunu anlıyorum. Çini yaparken kişi kendini ele veriyor. Çünkü sanat, insanın dışavurumudur.

‘MUTFAKTA UMUT VAR’ PROJESİ KAPSAMINDA 348 ÖĞRENCİ MEZUN OLDU

Adana, Ankara, Hatay, İstanbul, İzmir, Kilis, Mardin, Mersin ve Şanlıurfa olmak üzere dokuz ilde gerçekleştirilen ‘Mutfakta Umut Var’ projesi Türkiye gençlerine ve geçici koruma altındaki Suriyelilere gastronomi eğitimi vererek meslek edinmelerini sağlıyor. Proje; Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Şükraan Derneği ortaklığında ve AK Parti İzmir Milletvekili Ceyda Bölünmez Çankırı’nın hamiliğinde yürütülüyor.

Program katılımcıları, üç aylık mesleki ve teknik eğitimin ardından üç aylık uygulamalı eğitimin programını da tamamlayarak ‘Aşçı Çıraklığı’ sertifikası alıp mutfaklarda profesyonel olarak çalışmak için ilk adımı atıyor. Bu yıl iki dönemde toplam 348 öğrencinin sertifika aldığı programda, yıl sonuna kadar 600 öğrenciye ulaşılması ve gelecek yıl bu sayının katlanarak artması hedefleniyor.

Birinci grup mezunlarından 47 kişi şimdiden iş teklifi aldı. ‘Mutfakta Umut Var’ projesi gastronomiyi profesyonel bir meslek olarak yapmak isteyenler için yüksek nitelikte eğitim, ekonomik destek ve yol gösterici kariyer planlaması konusunda geniş bir içeriğe sahip. Projenin, konuk ağırlama sektöründe ihtiyaç duyulan nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesinde de önemli bir rolü var.

‘Mutfakta Umut Var’ projesinin uygulandığı illerde, gastronomi ve turizm eğitimi verilen meslek liselerinin mevcut mutfak koşullarının iyileştirilmesi konusunda çalışmalar yürütülüyor. Bu kapsamda bugüne kadar dokuz ilde, dokuz okulda, 500’e yakın mutfak ekipmanı yenilenerek öğrencilerin kullanımına sunuldu.

HAFTANIN TARİFİ

FETA SAGANAKi

MALZEMELER:

  • 60 gramlık 4 adet milföy hamuru
  • 240 gr. feta peyniri
  • Bal
  • 50 gr. pembe tane biber
  • Yarım bağ taze nane
  • 150 gr. un
  • Kızartmak için 250 gr. çiçek yağı

YAPILIŞI:

  • Milföy hamurunu açınız.
  • Feta peyniri ve taze naneyi hamurun içine yerleştiriniz ve katlayınız. Yanlarını bir çatal yardımı ile iyice kapatınız.
  • Yağı tavaya ilave ediniz ve kızartma kıvamına gelinceye kadar ısıtınız.
  • Hazır olan börekleri tavada kızartınız.
  • Kızaran börekleri tabağa alınız, üzerine bal ve pembe biberleri ilave ederek servis ediniz.

GASTRONOMİ SANAT İLE BİRLEŞİRSE

Yemek hazırlamak ve sunmak başlı başına pek çok süreci kapsıyor. Sunum ise bu sürecin en önemli kısmı. Bir yemeğin lezzeti kadar hangi kapta, hangi renklerle ve içerikle sunulduğu çok önemli. ‘İlk intiba’ dediğimiz şey sadece insanların giyim kuşamıyla ilgili değil, sunum tabaklarıyla da yakından ilgilidir.

Bir tabağa ilk bakış bizler için önemli not içerir. Son günlerde, sunum tabaklarındaki sanatsal yaklaşımlar hayli önem kazandı. Ben de kişiye özel tabaklar tasarlayan çini sanatçısı dostum Özlem Varol’la buluştum ve keyifli bir sohbet ettik.

Yazarlarımızdan

26 Ekim 2020, Pazartesi 14:19
26 Ekim 2020, Pazartesi 13:53
26 Ekim 2020, Pazartesi 13:52
Sıradaki haber yükleniyor...
holder