
Türkiye Kültür yolu Festivali, Ankara’da, ‘Şehirde lezzet var’ rotası ile Alaz ev sahipliğinde gerçekleşti. Ankara bu kez sadece başkent kimliğiyle değil, mutfağının güçlü ve biraz da keşfedilmeyi bekleyen tarafıyla kendini gösterdi. Kültür Yolu projesi kapsamında Ankara’da oluşturduğumuz Lezzet Yolu rotasında şeflerimizle, akademisyenlerimizle ve değerli yazarlarla buluşma imkanı bulduk.

Bu kapsamda Alaz ev sahipliğinde Ankara’da basın mensuplarımızı çok özel bir menüyle ağırladık. Amacımız yalnızca yemek yemek değildi; Ankara’nın ilçelerinden köylerine, üreticisinden kadın emeğine uzanan yerel mutfak kültürünü konuşmak ve bu zenginliği aynı sofrada buluşturmaktı. Kalecik Karası üzümünden hazırladığımız hardaliye içeceği ile başladık. Ardından Akyurt’un dene çorbası geldi. Elmadağ yarması, Ayaş’tan gelen erkeç pastırmasıyla yorumladığımız patlıcan bayıldı ve Çubuk turşusuyla buluşan sütlü ciğer sofradaki yerini aldı. Kara kabak cizlemesini Kalecik’in özel unuyla hazırladık. Kuzukulağı buzlaması ve Ayaş domatesiyle Ankara’nın toprağını, mevsimini ve ürün çeşitliliğini tabağa taşımaya çalıştık. Sonra Ankara tavası geldi. Ve tabii ki o meşhur soru: Pirinç mi, şehriye mi? Bence mutfakta bazı tartışmaların kesin bir cevabı olmak zorunda değil. Çünkü gelenek, tek bir tariften ibaret değil. İlçeden ilçeye, evden eve değişen yorumlar da mutfağın zenginliğinin bir parçası. Ankara’nın lezzet yolunda gördüğüm en değerli şey, bu mutfağın hâlâ yaşayan bir kültür olması. Üreticisiyle, kadınıyla, esnafıyla, aşçısıyla ve sofradaki hikâyeleriyle… Alaz’ın ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz bu buluşma bana bir kez daha gösterdi: Bir şehri gerçekten tanımak istiyorsanız, önce o şehrin sofrasına oturmak gerekiyor.
