Ege-Koop Genel Başkanı, gazeteci- yazar Hüseyin Aslan: Çocukluğumda çok ağır şiddet gördüm

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Herkes onu neşeli mizacı, babacan tavrıyla tanıdı. Oysa fikm senaryolarını aratmayacak bir yaşamı vardı. Ömrünün ilk 14 yılını şiddet görerek geçirdi. 14 yaşına geldiğinde hem üvey annesi hem de üvey babası tarafından istenmedi. Ana-baba ocaklarının kapısı suratına kapatılınca sokakta kaldı. Ama vazgeçmedi, hayallerindeki mesleği yapabilmek için gazetede işe girdi. Gündüzleri baskı işlerini yaptığı matbaa, akşamları yatağı, evi oldu. Kariyer basamaklarını tek tek, kendi çabasıyla tırmandı. Bugün İzmir’in en saygın isimlerinden biri haline geldi. 30 yıla yakın süre gazetecilik yapan, Ege-Koop Genel Başkanlığı görevinin yanı sıra aralıksız olarak 23 yıl Türkiye Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği ve İzmir Şube Başkanlığı görevini de yürüten Hüseyin Aslan, zorluklarla dolu yaşam öyküsünü POSTA İZMİR’e anlattı.

ÇOBAN MEHMET’İN OĞLUYUM

Sizi hep renkli kişiliğinizle tanıdık. Biraz da bilmediğimiz yanlarınızdan, çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Ben Uşak’ın bir köyünde yaşayan, kimsesiz çoban Mehmet’in oğluyum. Çocukluğum büyük zorluklar içinde geçti. Annemin ilk eşi köyün en güçlü ailelerinden birinin oğluymuş. Bir tarla davası yüzünden eşi ölünce annem, kız kardeşimle tek kalmış. Köyün ağası olan kayınpederi annemin kendi ailesinin evine dönmesine izin vermemiş. Köyün çobanı Mehmet’i içgüveysi alarak annemle evlendirmişler. Sonra ben doğmuşum. Annemin ilk eşinin babasının evinde, babama ve bana edilen ağır eziyetler eşliğinde büyümek zorunda kaldım. Babam bunlara dayanamayıp köyü terk etti. Beni yanına almak istediyse de izin vermediler. Ben o evde şiddet görerek yaşadım. Sadece bana değil anneme de şiddet uygulanıyordu.

KIŞ GÜNÜ SOKAKTA KALDIM

Bu ne zamana kadar devam etti?

Babam, tüm girişimlerine rağmen beni alamayınca çareyi kaçırmakta buldu. Okul çağına geldiğimde babamın yanına Uşak’ın merkezine gittim, orada okula başladım. Ama ne yazık ki yine zorlu günler beni bekliyordu. Babam çok çalışıp memur olmuştu, evlenmişti, iki çocuğu vardı. Bu kez de üvey annem tarafından şiddet görmeye başladım. Anlatmak gerçekten çok zor. En büyük desteğim ilkokul öğretmenimdi. Okumam için elinden geleni yaptı. Bu 14 yaşına kadar böyle devam etti. 14 yaşına geldiğimde babamın evde olmadığı bir kış günü üvey annem beni annemin evine yolladı. Bu sırada annem yeniden evlenmişti. Kapıyı açan eşi beni eve kabul etmedi. Babamın evine geri döndüm. Bu sefer de üvey annem kabul etmedi. Kış günü sokakta kaldım. Bir daha ne annemin ne de babamın evine geri döndüm.

HAYATIM İZMİR’DEN SONRA DEĞİŞTİ

Peki, ne yaptınız?

O dönem gazeteciliğe merakım vardı. Allah yardım etti, Uşak’ın en köklü gazetesinde işe girdim. Hem matbaada çalışıyordum, hem de yatıyordum. Kalacak yerim olmuştu. Okulla iş bir arada gitmeyince okulu bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra sinemada biletçi olarak işe başladım. Müdürlüğe kadar yükseldim. Hem sinemada hem de gazetede çalışarak kendimi çok geliştirdim. Hem madden hem manen daha rahattım. Askerlik bitince İzmir’e gelmeye karar verdim. Uşak’taki müdürlerimin aracılığıyla Demokrat İzmir gazetesinde çalışmaya başladım. Hayatım İzmir’den sonra değişti. Evlendim, çocuklarım oldu, hayat beni bugünlere kadar getirdi.

SENDİKA BANA ÇOK ŞEY KAZANDIRDI

Başka dönüm noktalarınız var mı?

Türkiye Gazeteciler Sendikası yönetimine girişim de başka bir dönüm noktam. O zaman çalıştığım gazete, “ya sendikadan ayrılırsın ya da seni çıkarmak zorundayız” demese gazeteye devam edecektim. Ne sendika ne de Ege-Koop hayatıma girecekti. O sendika bana çok şey kazandırdı.

EGE-KOOP BİR İZMİR MARKASI

Ege-Koop’la yollarınız nasıl kesişti?

Aslında kooperatifle ilgili hiçbir bilgim, ilgim yoktu. İlk etapta yöneticimin ricasıyla gazeteciler için Basın Kooperatifi’ni kurduk Ege-Koop çatısı altına girdik. Sadece bir kooperatif başkanıydım ve Ege-Koop’un ne yaptığını hiç bilmiyordum. Ancak daha sonra dönemin İzmir Büyükşehir Başkanı Dr. Burhan Özfatura’nın ricasıyla 1986 yılında yönetime girdim. 1991 yılında da başkan oldum. Bugüne kadar İzmir’in 12 büyük ilçesinde 20 tane mahalle yaptık. Alt yapısıyla, her şeyiyle yepyeni kentler kurduk. 5 milyon metrekarelik inşaat alanında 30 binin üzerinde konut yapıldı. Ege-Koop’a kurulduğumuz günden bu yana 200’e yakın kooperatif dahil oldu. Çok şükür tüm bu işleri yaparken bir gün bile savcının karşısında ifade vermedik. Yaşadığımız depremlerde en ufak bir hasarımız olmadı. 1988 yılında tamamladığımız EGEKENT1 projesinde bile hasarımız yok. Ege-Kooop bir İzmir markasıdır. Dar gelirli, ev sahibi olamayan pek çok vatandaşımızı uygun koşullarla ev sahibi yapmıştır. Üniversitelerde tez olarak incelenecek bir oluşumun başkanı olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

GÖREVE HAZIRIZ

Yaşadığımız büyük depremden sonra, kentsel dönüşüm daha da önemli hale geldi. Bu konuda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Biz kentsel dönüşümü yıllardır yapıyoruz. Hepimiz depremle ilgili önlemlerimizi almalıyız. Bu konuda çok hassas olmamız gerekiyor. İzmir’de 17 tane fay var. Bilim insanları sürekli uyarıyor. “Her an üzerinde deprem olabilir” diyorlar. Bunu biliyoruz. İzmir’deki konutlar yaşlı. TUİK’in resmi kayıtlarına göre 313 bin konut depreme dayanıklı değil. Bu ortalama 1 buçuk milyon nüfusa tekabül eder. Bir deprem olursa can kaybının sorumluluğunu kim alacak? Şu anda İzmir’de ciddi sayıda deprem mağduru var. Bir dernek kurup haklarını aramaya çalışıyoruz. Hangi mahallede, hangi semtte kentsel dönüşüm yapacaksak o bölgenin temsilcisi de karar mercilerinin içinde olmalı. “Ben yaptım oldu” anlayışıyla kentsel dönüşüm olmaz. Kredi oranları çok yüksek. Verilen kredi desteği yok. Belirsizlik var. Biz de Ege-Koop olarak bir proje üretemiyoruz. Biz göreve her zaman hazırız. Vatandaşlar güvendiği kurumlarla çalışmak ister. İzmir’de ciddi bir konut açığı var. Hiç evi olmayan vatandaşlara hitap eden proje hiç yok. Yeni kentler kurmamız gerekiyor. Şehir merkezine yapılan gökdelenlerle bu sorunu çözemeyiz.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder