Afet geliyorum demez

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Türkiye, geçtiğimiz güne Giresun’da etkili olan sağanak yağış sonrası meydana gelen sel faciası ile uyandı. 6 kişi yaşamını yitirirken onlarca kişi sel sularının arasında mahsur kaldı. Yaşanan bu felaket bir kez daha ihmaller zincirinin bedelinin ne olacağını gözler önüne serdi. 

Selden geriye harabe bir şehir kaldı

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Rize, Trabzon ve Giresun illerinde birkaç gündür etkili olan sağanak yağış deyim yerindeyse faciaya sebep oldu. Taşan dereler, balçıklarla kaplanan yollar ve harabeye dönen binalar... Bölgeden yansıyan görüntüler bir savaş alanından farksızdı. Sel sularına teslim olan ilçelerde onlarca kişi evlerinde, yollarda ve iş yerlerinde mahsur kaldı. AFAT, AKUT ve İtfaiye ekipleri bölgede canla başla çalışmalarına devam ediyor.

Öte yandan yaşanan afetin bilançosu da yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, yaşanan sel felaketi sonrası bölgede 17 binanın yıkılarak kullanılmaz hale geldiğini, 361 binanın ağır hasar aldığını açıkladı. Maddi hasar elbette korkunç boyutlarda ancak daha yaralayıcı olan manevi kayıplarımız, bu olaylara göz göre göre kurban gidenler. Binalar, köprüler, yollar yıkılır ve yenisi yapılır. Ama giden can geri gelmiyor. Ve üzülerek ifade etmek gerekirse yaşananlardan ders almamayı sürdürdüğümüz müddetçe, birileri canından olacak. Bizler de ‘ah vah’ edip iki gün sonra unutacağız ve benzer olaylar yaşanmaya devam edecek.

Coğrafya kader ama ihmaller kaderimiz değil

Yaşadığımız coğrafya bizim kaderimiz fakat meydana gelen bunca hasar ve bu afetlerde kaybettiklerimiz bizim kaderimiz değil. Tüm bunlar sonu gelmeyen ihmallerimizin, yaşanması muhtemel her türlü olaya karşı takındığımız tavrın bir sonucu. Giresun’da yaşanan bu sel felaketi de bunun belirgin örneklerinden biri. Bölgeye düşen yağış miktarının ortalamanın epeyce üzerinde oluşunu iklime atabiliriz. Yağış uyarısını dikkate almayan vatandaşlara da yeterli önlemi almadıkları suçlamasını yöneltebiliriz. Yaşanan olayda ortaya çıkan faciaya giden sürecin bir kısmını bu şekilde açıkladığımızı varsayalım.

Peki, bölgenin doğasına ve toprak yapısına rağmen dere yataklarına inşa edilen o binaları ne ile açıklayacağız. Bu binalar buraya kendiliğinden konmadığına göre şu soruyu sormak gerekiyor: Dere yataklarına inşa edilen bu karakolların, binaların, camilerin imar iznini kim verdi? Bu soruya vereceğimiz yanıtın arkasında kim var? Yetkili makamlarda oturanlar, yani insan. Akıl dışı kararların altına o imzaları atanlar var. Bilimin, mühendisliğin ve uzmanların söylediklerinin göz ardı edildiği yerde çarpık kentleşme, plansız kentleşme ve bilinçsiz yapılaşma boy gösteriyor. Bununda bedelini masum insanlar ödemeye devam ediyor. 

Tüm bu yaşananlarda en ufak bir payımız yokmuşçasına suçu kadere atmadığımız, doğanın bize olan sitemine kulak verdiğimiz ve yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı başarabildiğimiz bir gelecek ümidiyle.


Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder