Büyük bir tımarhanenin küçük kaçkınlarıyız artık

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“İnsanlar kapalı ortamlara tıkılır, o ortamlarda kendi aralarında bir uyum içinde mekanın düzenine uygun, belirli zaman dilimlerinde çalışırlar, çalışırlar, çalışırlar. Amaç mı? Daha üretken, daha yapıcı bir toplum elbette. Mesela bir devlet memuru -genelde- sabah erkenden uyanır, işe doğru yola çıkar, ofisine geçer ve koltuğuna oturur. Saat saat yapacakları planlanmıştır. Yemek yemesi gereken saat bellidir ve hatta tuvalete gidebileceği saatler de kimi zaman. Böylece otorite bizim yerimize bizi düşünerek insani ihtiyaçlarımız için boşuna zaman ve enerji harcamamızı hedeflemiştir. Artan enerji toplumun egemenliğine aktarılır, kaynağı güçlü tutmak için de bu rol model toplumda her yaştan insana uygulanır. Doğduğumuzdan itibaren aile içinde, okul çağına geldikten sonra okulda, askerlik çağına gelince kışlada, sonra insanın çalıştığı yere göre fabrikada, ofiste, şirkette, hastanede ve hapishanede disiplin altında olur toplumlar. Kişi kendi enerjisini kaynak olarak kullanamayacak duruma gelmişse adres tımarhanelerdir. Fakat üzülmesin tımarhanedekiler, dışarıda akıllı avı vardır hapishanelere sokulmaları için.”


Şimdi hepimiz bir’iz

Bu ufak kesit Fransız düşünür Michel Foucault’un “Hapishane’nin Doğuşu” adlı eserinden. Ne yalan söyleyeyim ilk okuduğumda bu kadar etkilememişti beni. Ancak şu an içinde bulunduğumuz dünyaya uzaktan bakınca bu sözler fazlasıyla anlam kazanıyor. Bundan yalnızca kısa bir süre önce hepimizin birbirinden farklı yaşamları vardı. Farklı saatlerde uyanır, farklı saatlerde işe gider ve bambaşka şeyler yaşardık. Bir güne sığdırdığımız tonlarca şey, aylar öncesinden planladığımız tatiller, konserler, sinema biletleri ve çok daha fazlası... Şimdiyse dünya adeta bir akvaryumu andırıyor. Bu zamana dek hiç görmediğimiz bir tekdüzelik ve sadelikle yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Bırakın ayları, bir saat sonrası için bile yapacak bir planımızın olmadığı kısır bir döngünün içindeyiz.


Nerede o eski günler?

Bu döngünün içinde kendimize ayıracağımız bolca zamanımız var. Unuttuğumuz pek çok şeyin değerini sorguluyor ve anlıyoruz. Sevdiklerimize kocaman sarılmayı, içimiz daraldığında oturup bir deniz kıyısına, seyre dalıp bir bardak çay yudumlamayı, “İçim daraldı” deyip de kendimizi sokaklara atmayı. Dostlarımızla bir araya gelip iki lafın belini kırmayı. Bundan kısa süre önce gerçeğe dönüşmesi hayal olmayan sıradan eylemlerden bahsediyorum. Ancak şimdi durum böyle değil. Kumandalar elimizde, önümüze uzanan korkunç ve karanlık bir dünyayı seyrediyoruz. Ne zaman eski hayatlarımıza döneceğimizi tahmin edemediğimiz bir belirsizlik haliyle yaşıyoruz.

Ancak unutmayalım ki her karanlığın sonunda bir ışık bizleri bekler. Temennim o ışıklı günlere dek umudumuz hep var olsun. 

Yazarlarımızdan

02 Haziran 2020, Salı 07:54
02 Haziran 2020, Salı 07:51
Sıradaki haber yükleniyor...
holder