Rehavete uzanan yolda ağır bedeller var

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Türkiye ilk corona virüs vakasının tespit edildiği günden bu yana salgınla etkin bir mücadele yürütüyor. Uzun soluklu tedbirlerle ve kısıtlamalarla geçirdiğimiz dönemlerin ardından salgınla mücadelede olumlu bir gidişatın sağlanmasıyla yerini nispeten gevşetilmiş tedbirlere bıraktı. Ancak burada ‘nispeten’ kelimesine dikkat çekmek gerekiyor. Zira normalleşme ile birlikte sokaklardan yansıyanlar bize birçok şeyin ‘eskisine göre’ olmaktan çok ‘eskisi gibi’ olduğunu gösteriyor. 

Alışkanlıklarımız sonumuz olmasın 

10 Mart tarihine kadar pek çoğumuzun hayatı alışılagelmiş olarak tabir edilebilecek bir şekilde ilerliyordu. Fakat bu tarihten itibaren bizim dışımızda bir güç tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de etkisi altına aldı. Devam eden süreçte yaşam tarzımız, alışkanlıklarımız gibi pek çok şeyi yeniden tasarlarken hayatımıza sayısız yeni kavram eklendi. Kısa bir süre içerisinde her yanımız 'maskeni tak, sosyal mesafeni koru, evde kal' çağrılarıyla dolup taştı. Zaman zaman birtakım kötü örnekler görsek de uzun süre boyunca çoğunluğumuz tedbirlere sıkı sıkıya uydu. Salgının kontrol altına alınmasıyla birlikte 11 Mayıs tarihinden itibaren kademeli de olsa hak ettiğimiz özgürlüklerin bir kısmını elde ettik. Sırasıyla önce AVM’ler, sonrasında sokağa çıkma izinleri, seyahat yasaklarının kaldırılması, kafe, restoran gibi mekânlar ve şu aşamada turizm merkezleri ile oteller... Gelinen noktada sahip olduğumuz bu haklara baktığımızda her biri corona virüs ile tanışmadan önceki hayatlarımızın olmazsa olmazları arasındaydı. Salgının bunları değiştirmesi beklenirken aksinin yaşanması, alışkanlıklarımızın ne derece tehlikeli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Yeni normal nerede kaldı?

Son günlerde normalleşme adımları ile birlikte Türkiye’nin dört bir yanında kaydedilen görüntüler toplumumuzun adeta tehlikeyle dans ettiğini gösteriyor. Hınca hınç dolan toplu taşıma araçları, mağazalar, sahiller, kafe ve restoranlar… Halbuki hepimizin bildiği gibi bu bir eskiye dönüş değil, eskiye yaklaşmaktı yalnızca. Akın ettiğimiz bu cadde ve sokaklar, onca uyarıya rağmen takmaya gerek görmediğimiz maskeler ve korumadığımız mesafeler her an sonumuzu hazırlayabilir. Zira corona virüs bu savaştan çekilmiş ya da yenik düşürülmüş değil. Şu an kazandıklarımız zihinlerde kazanılmış bir zafer olarak algılansa da ölümcül virüs hala aramızda. Şöyle bir yakın geçmişe gitmek gerekirse özgürlüklerimizi bir günde kaybedip bir günde kazandığımız kolayca anlaşılır. Ancak korkarak belirtmek isterim ki bu rehavet ortamı devam ederse özgürlüklerimizin bedelini hep birlikte çok daha acı bir şekilde ödeyeceğiz. 

Atacağımız her adım bizi hayata bağlayacağı gibi bizi yaşamdan koparabilir. Burada önemli olan doğru ve yanlış arasındaki o ince çizgide tuttuğumuz taraf. Bir mutlu sona ancak ve ancak kurallara harfiyen uyduğumuz ölçüde ulaşabileceğimizi asla unutmayalım.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder