Yüzyılın ayıbına imza attı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Malumunuz, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele günüydü. Özellikle ülkemizde, atfettiği anlamdan öteye gidemeyen bir gün diyebiliriz. Sosyal medya hesaplarımızdan, ‘kadına şiddete hayır’ demekle yetindiğimiz kadar özel yani. Biliyoruz ki o gün de tıpkı bugün olduğu gibi onlarca kadın, erkek şiddetine kurban gitti. Binlercesi fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kaldı. Tüm bunlar da yetmedi. “Haydi, sallayalım dünyayı, durmadan dans edelim” şarkılarıyla bildiğimiz Yonca Evcimik, “Ayıp Şeyler” adlı parçasıyla, bir kadın binlerce kadına nasıl ayıp eder hepimize gösterdi.

Böyle mücadele görülmedi(!)

Bir şarkı düşünün ki, içinde ‘edep, ahlak, namus’ kelimeleri cirit atsın. Bununla da yetinilmesin kadınlar, muazzam bir argo ağzı ile ikiye ayrılsın: Cillop kadınlar ve diğer kadınlar. Pardon! Bir de ‘ocağa göz diken kadınlar’ var. Bu da yetmesin. Tam da bu sefer iyi bir şey söyleyecek galiba derken, ”Sen kadınsın, zekisin” cümlesi şöyle devam etsin: “Ama bazen de aşırı cinssin, bakma sevgilime be kadın çıkacak adın, mesaj atma kocama, gözünü dikme ocağıma. “ Yonca Evcimik’in bu şarkıda doğru dürüst yapabildiği tek şey nedir diye düşünsek, parçanın ismidir demek lazım. Doğru, ayıp şeyler. Ama burada ayıp olan şey, kadınları kendince kategorize eden, aşağılayan o sözlerdir. Seviyesiz bir üslupla kadınların kişiliğini ve bedenini hedef haline getirmektir. Ayıbın sahibi de bu korkunç parçanın hala arkasında duran ve ‘iyi ki yapmışım’ diyebilen Yonca Evcimik’tir. Görünen o ki artık farkında olmak da yetmiyor. Farkında olduğumuzu sandığımız şeyleri de şöyle bir gözden geçirmek gerekiyor. Böylelikle belki kadın haklarını savunduklarını zannedenler veya iddia edenler, kadına yönelik şiddete ortaklık ettiklerini idrak etmiş olurlar. 

Şiddet baktığımız her yerde

Dil, ataerkil söylem ve pratikleri besleyen araçların başında geliyor. Şayet kadına yönelik şiddetle mücadele etmek istiyorsak, buna kullandığımız dili sorgulamakla başlamak lazım. Erkek üstünlüğünü vurgulayan ve taşıyıcılığını üstelenen de, kadını dışlayan, aşağı olarak niteleyen söylemler de dil aracılığıyla zihinlerimize işleniyor. Sonunda ne mi oluyor? Şiddet, dini, toplumsal ya da ahlaki söylemler üzerinden beslenmeye ve büyümeye devam ediyor. Kadınların ev ve aile içinde tanımlanmasını destekleyici reklamlar, kadını cinsel bir obje olarak şeytanlaştıran, anne ya da eş modeliyle edilgen olarak sınırlayan TV programları ve diziler… Tüm bunlar kadınların, hâlihazırda zaten sorunlu olan mevcut durumunu pekiştiriyor ve cinsiyet ideolojisinin üretilmesine ortaklık ediyor. Cinsiyet ayrımı, hem söylemde hem de pratikte destekleniyor. Unutmayalım, tüm bunlar doğanın değil, zihinlerimizin kanunları. ‘İdeal kadınlık sınırlarına’ destanlar yazarken, farkındaysanız ‘ideal erkek modelleri’ üzerine hiç konuşmuyoruz. Sormak lazım Yonca Evcimik’e; kendi hayatını yaşamak isteyen, kendine ait tutkuları olan, kusursuz ya da ideal olmayı reddeden değil de; bir erkeğin gölgesi altında yaşayan, itaatkâr ve edilgen kadın mıdır makbul olan?

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder