Onlar ki dünyayı evimize taşıdılar...

21 Aralık 2016, Çarşamba 16:00
AA
Dünyayı televizyon ekranından anlamaya çalışmak kadar tuhaf bir şey yok. Ama kabul etmek gerekir ki, kitlelere en hızlı dokunan araç da televizyon... Çok değil birkaç yıl öncesine kadar “haber programı” ya da “haber tartışma programı” dediğimiz işler ana akım kanallarda yayınlanıyordu... Bir Siyaset Meydanı, bir 32. Gün, bir Arena hatta bir A Takımı şimdi politikleşmeyle suçlayıp küstüğümüz haber ekranlarından çok daha etkin ve kucaklayıcıydı... TV kafası ne zaman “derinlemesine analiz ve haberdar etme” hattından çıkıp işi dizi havuzuna sürdü, yaşadığımız gerçekliği de bir kenara bıraktık... İçinden geçtiğimiz zaman diliminde görüşü ne olursa olsun bütün kitleleri kucaklayan o klasikleşmiş haber programlarına ihtiyacımız var. Daha çok haber kanalına değil!

 İşin sonunu mu gördüler?

 FOX iki ayrı program için anlaştığı iki ayrı kadın sunucunun son anda “biz bu işte yokuz” demesiyle birlikte küçük çaplı bir hüsran yaşadı... Saba Tümer sunuculuğu için anlaştığı yetenek yarışmasından affını istedi ve aynı günün akşamında Burcu Esmersoy magazin programı sunmama kararı aldı... Bu ani kararlarda işin sonunda kimin kaybedeceğini hep merak ederim. Hızlı davrananın mı yoksa sabredenin mi? İzleyip göreceğiz artık...

 Reklam da  İçerde!

 İçerde (Show TV) önceki akşam dizinin içine ürünü değil, ürünün içine diziyi yerleştirdi resmen. Kendimizi bir mobilya mağazasının içinde gördük. Yemek odaları filan beğendik hatta aklımız karıştığı için satış görevlisinden katalog istedik... Eylem ve Mert ikilisiyle mobilya değil de mağazayı alacakmışız hissine bile kapıldık. Ürün mü diziye yerleşti, dizi mi ürünün bir parçası oldu; kestiremedik. Kimse kusura bakmasın ama bu uzun uzadıya sahneleri de hiç sevmedik, sevemedik!

 Yeter de yeter dedi!!!

 Yeter (atv) dizisi için final kararı alındı. Açıkçası yeter mi yetmez mi bilmiyorum. Başlangıç fikriyle taşındığı reyting zirvelerinde dizinin kendisini artık göremez olduk... Dengesiz Yekta’nın dengesini bozan en büyük takıntısı da (Pelin Karahan’ın canlandırdığı Aylin) diziden ayrılınca, ister istemez işin aksı değişti. Sanırım izleyici bu değişikliği sevmedi. Yoksa zirveye koyduğu işten öyle kolay vazgeçmez...

 Diziler de olmasa...

 Ekranda reklamların giderek azaldığını görüyoruz. Bankalar, inşaat firmaları ve otomotivcilerden başka reklam ekranına yüklenen yok... Arada bir karşılaştığımız farklı işler bu yüzden daha dikkat çekici oluyor. Mesela bugünlerde bir akaryakıt firmasından bir cips markasına kadar herkes dizilere takmış durumda. Cips mi satacaksın; kullan diziye takılıp kalan bir çiftin diyaloglarını... Akaryakıtın çok kaliteli ve rakiplerinden daha tasarruflu mu; yapıştır o zaman “dizi biter bu marka akaryakıt bitmez” sloganını. Dahası da vardır sanırım. Ama iki örnek yeter... Diyoruz ya, “içimiz dışımız dizi oldu” diye, bari reklamlar “yanılıyorsunuz hayatta başka meşgaleler de var” diyebilseydi. Haksız mıyım?

 Al sana güvenlik zafiyeti

 Türkiye’de içinden haber geçen her platformda en çok sorulan sorulardan biri, “Güvenlik zafiyeti var mı?” oldu... Üst üste yaşanan terör eylemlerinin getirdiği travmaların ürettiği sorulardan sadece biri bu. Gerçeklikten kurguya doğru akalım şimdi... Dizilerin içine bakıyorsunuz. Mesela bir mafya babasının evine elini kolunu sallayarak giren elemanlar var. Önceki gece Kebapçı Celal ile Alyanak’ın (İçerde/Show TV) evin bahçesinde karşılaşması gibi... Ya da ne bileyim Paramparça (Star TV) dizisinde koruma ordusuyla gezen Cihan ya da Harun’un kimi zaman sokakta korumasız yürüyüşe çıkması gibi... O kadar çok dizi ve hikayeyle ters düşen o denli fazla güvenlik zafiyeti yaşanıyor ki bu önemli mesele de vasata bağladığımız durumlardan biri oldu. Hayatta ya da dizide!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.