Zirveyi sevecek dedik; sevdi

13 Ocak 2015, Salı 05:00
AA

Eğer ki “Şeref Meselesi” (Kanal D) hikayesinin içine güçlü bir aşk çifti yerleştirebilirse yani hakikaten hikayeyi biraz kabul gören klişeler üzerinden kurarsa iki haftadır gördüğü zirve kalıcı olacak gibi geliyor bana... Önceki akşam rakip dizilerin uyutan akışına karşı bir bölüm içinde 13 bölümlük malzeme harcayan “Şeref Meselesi”nde silahların sesinden kaçırılan bebeğin ağlamasına kadar izleyici bir sürü bamteliyle kucaklaştı...

[[HAFTAYA]]

Sanki diziye sihirli bir el değmiş, hikayeyi kurtarmak bir şeref meselesi halini almıştı. Bölümün final sahnesinde meselenin üstesinden gelindi gibi hissettim. “Dedenin (Sadullah) torununu kaçırıp ormanda ölüme terk etmesi” sahnesinde bir insanın ne kadar kötü olabileceğinin profili kusursuzca çizilmişti... Dizinin böyle konuşulacak fotoğraflara ihtiyacı vardı. Ve sonunda geldi. Bir de dizinin aksayan ayağı “güçlü aşk” meselesi halledilirse, “Şeref Meselesi”nin şerefi kurtulmuştur artık...

BÜLENT ERSOY NEYİ SIRTLANACAK?

Bülent Ersoy, Show TV’nin önümüzdeki haftadan itibaren yeni dönemiyle yayına hazırladığı “Bu Tarz Benim” yarışmasının hafta sonu jürisi oldu... Yılların “Jüri Başkanı” Bülent Hanım’ı ikna etmek için bir hayli para harcandığını duydum. Boşa atılmış bir kurşun değildir, yarışmaya elbette bir ivme kazandıracaktır... Ama iş sadece hafta sonu bölümleriyle yürümüyor ki.

Bakın dün yayına başlayan TV8’deki “Bu Tarz Benim” özellikle hafta içi yayınına abanacağını, hafta sonları da Acun Ilıcalı’nın elindeki benzersiz ünlü havuzuyla reytinglerde işi şansa bırakmayacağını belli etti... Show TV’nin işi bende orijinal programa göre fazla elit kalacak görünümü yarattı. Eğer halka dokunmazsa evdeki bulgurdan da olur hatta. Bu yüzden belki Bülent Ersoy önemli bir yatırımdır. Hayırlısı...

ANNEM SÖYLESE DE YAPMAM

TRT 1 ekranında son dönem yayınlanan işlerin ses getirir bir erişime ulaştığı ortada. Kamu kanalı reyting yarışında artık durağan bir görünüm çizmiyor... İçinde alkışlanacak birçok format olan yayın akışında “olmamış” dedirten işler de var ama. Mesela “Annem Söyler Ben Yaparım” isimli yemek yarışmasına çok da alışamadım...

Ekranda yemek programı renkliliği içinde biraz mat bir görüntü veriyor açıkçası. Misal, yemekleri değerlendiren bilirkişi fazlasıyla “sıradan” bir profil çiziyor. Ben yemekte neyin olup olmadığını bilirkişinin yüzüne bakarak anlamak zorunda değilim. Keza yapılan yemeğin içeriğinde neyin eksik kaldığını basit bir “yavan olmuş” tespitiyle çıkaramam da... Formatı zenginleştirecek daha da önemlisi lezzet işine gerçekten lezzet katacak renkleri bulmadıktan sonra annem söylese de ben yapamam, kimse kusura bakmasın...

KÖTÜ ÇOCUK ARANIYOR!

Dün Beyaz TV ekranında yayınlanan “Söylemezsem Olmaz” isimli programın konuğu oldum. Oya Aydoğan gerçek bir denge ustası, Pakize Suda haberci ve işi sulandırmayan bir cümle cambazı, Sinan Özedincik de TV ekranına alışmış bir trafik adamı hissi uyandırdı bende... Gazetelerin magazin haberleri ya da TV’de gerçekleşen fenomen meseleler üzerinden akan sohbet bir süre sonra kendiliğinden “özel haber bülteni” kıvamına giriyor ve “Söylemezsem Olmaz” ekibi her gün yeni bir bombayla ekrana çıkıyor... Şimdilik bir uyum içindeler, kabul. Ama orada boş duran dördüncü koltuk meselelere çok daha sivri yaklaşıp biraz da tepki toplayacak bir isimle dolmak zorunda...

Başlı başına “efendi” bir iş olan “Söylemezsem Olmaz”ın bir adet “kötü çocuğa” ihtiyacı var. “Bulması kolay” filan demeyin. Bulduğunuz ismin gerçekten o dünyaya hakim olup cebinde vesikalarla dolaşması şart... Bulurlarsa “Söylemezsem Olmaz” ballı kaymak bir TV klasiği olur ve çok uzun süre ekranda koltuğunu kaptırmayacak bir analiz programı olarak anılır!

BU FİLM KİMİN?

STV yayınladığı TV filmi ve dizilerde iç yapım politikasından vazgeçmiyor. Yani yapımcılara milyonlar akıtacağına kendi çekip, yayınlıyor. Bu iyi... Ancak son zamanlarda kanalın ekranında ciddi bir “adam sendecilik” hali seziyorum. Özellikle yayınlanan TV filmlerinde işin ne başı ne de sonu belli... Önceki gün denk geldiğim “Şöhret Uğruna” isimli filmde Ali Sürmeli başta olmak üzere birçok önemli isim rol alıyordu. Ama ne bu isimlere ne filmi kimin çektiği bilgisine ne de “nerede başlayıp nerede son buldu?” duygusuna denk gelemedim...

Baştan savma bir şekilde yayınlanan filmin içeriği ibretle doluydu halbuki. Ve sanırım çekildiği yıl itibarıyla da şimdi pek çoğuyla tanış olduğumuz oyuncuların amatörlük işlerinden biri olarak değerliydi. Bilgi olmayınca, ilgi de uçup gitti vallahi, ne yalan söyleyeyim?

Sıradaki haber yükleniyor...