Tekstil ve giyimdeki düzelme çok anlamlı

11 Ocak 2011, Salı 05:00
AA

Türk ekonomisinin nabzını tutan birkaç il vardır. İstanbul’u dışarıda tutuyorum. Bursa, Denizli, Kocaeli, Kayseri ve Gaziantep, bunların başında gelir. Kriz Kayseri’yi sınırlı şekilde etkiledi. Gaziantep, Suriye ve Irak pazarlarına yakın olmanın ve girişimci ruhunun katkılarıyla, dönemi büyümeyle geçirdi. Bursa, Denizli ve Kocaeli ise otomotiv ile tekstil/giyim sektörleri ağırlıklı olmaları nedeniyle, krizde epey sıkıntı çektiler. Bu 3 ile kriz döneminde yaptığım gezilerde, şunu belirtmiştim: ‘Kocaeli, Bursa ve Denizli’de işler düzelirse, Türkiye’de de düzelir.’

[[HAFTAYA]]

Büyümeye dikkat!

Yani, otomotiv ve tekstil/hazırgiyim iyileştiğinde, Türk ekonomisindeki büyüme sürecinin de başlayacağına dikkat çekmiştim. Otomotivdeki hareketi bir süredir izliyoruz. Şimdi sıra tekstil ve hazır giyime geldi. En sıkıntılı iller Bursa ve Denizli’deki işadamlarından, ihracata dayalı büyüme haberleri alıyorum. Kapanan ya da faaliyetini epey azaltan şirketler, yeniden canlanmaya başladı. Bunu Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerinden de anlamak mümkün... Türkiye’de tekstil ve hazırgiyim sektörlerinde faaliyet gösteren şirket sayısı, kriz döneminde, Nisan 2009’da, 40 bin 638’e gerilemişti. Sigortalı işçi sayısı ise 662 bine kadar düşmüştü.

İstihdam rakamlarının dili

2009 yılının ikinci yarısında yönünü yukarı çeviren istihdam rakamları, 2010 yılı boyunca iyi performans gösterdi. Tekstil ve hazırgiyimdeki şirketi sayısı 41 bin 969 ile yeniden kriz öncesinin üstüne çıktı. Sigortalı sayısı 720 bine ulaştı ve Mart 2009’a göre 60 bine yakın artış gösterdi. Konuştuğum işadamları, sektördeki istihdam artışının devam edeceğini belirtiyorlar. Ama sektörün hâlâ 2008 yılının başlarındaki 850 binlere yakın istihdam düzeyinden de çok uzak olduğunun altını çiziyorlar. Bunun için sadece yeni pazarların canlılığı yetmeyecek. AB ve ABD’nin hareketlenmesi ile sektörün kendini yenilemesi de gerekecek.

Kârlar artıyor büyüme yerinde sayıyor

Kriz öncesinde, Mayıs 2008’de Türkiye’deki sigortalı sayısı 9 milyon 703 bin civarındaydı. Dünyayı sarsan kriz döneminde, sigortalı çalışan sayısı Şubat 2009’da en düşük düzeyine ulaştı, 8 milyon 362 bine geriledi. Yani sigortalı 1 milyon 341 kişi azaldı. Aradan zaman geçti, Türkiye ve dünyanın önemli bölümü krizi geride bıraktı, büyüme sürecine girdi. Ekim 2010 itibarıyla Türkiye’deki sigortalı sayısı, kriz öncesindeki rakamı geçip, 9 milyon 959 bine ulaştı. Ancak, her yıl işgücüne katılan yaklaşık 500 bin kişi nedeniyle, bu performansa rağmen işsizlik oranı yüzde 11’lerde kaldı. Belki de önümüzdeki birkaç ay daha da yükselecek.

İki haneli rakama rağmen

Şirketler ve bankalar kâr ediyor, kârlılıkta iki haneli rakamlardan söz ediliyor ama buna rağmen işsizlik oranlarında hâlâ kriz öncesine dönülemiyor... Sadece Türkiye değil, başta ABD olmak üzere çok sayıda ülke de bu ‘açmazdan’ çıkmaya çalışıyor. Örneğin, Amerika’da şirket karları, yılın ilk 9 ayı sonunda, 2009 yılının aynı dönemine göre 1.7 trilyon dolara yakın daha fazla kar elde ettiler. Bu, son 6 yılda görülmüş en büyük artışa işaret ediyor. Üstelik de şirket kârları aralıksız 7’inci çeyrektir artmaya devam ediyor. İş dünyasının bu performansına rağmen işgücü piyasasından beklenen olumlu haber bir türlü gelmiyor. Ekonomiyi yönetenler de yakın zamanda bu konuda bir iyileşme beklemiyor. ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke’nin, ‘işsizlik sorununu beklenenden daha uzun sürede çözeceğiz’ yorumu da bunu açıkça ortaya koyuyor.

Süre katlandı

Oysa, geçmiş krizler sonrasında ekonomi daha hızlı bir şekilde iş yaratmaya başlamıştı. Örneğin, 1990-91’deki durgunluktan sonra işsizlik oranının eski düzeyini yakalaması 23 ayı bulmuştu. 2001’deki krizde ise 38 aya kadar çıkmıştı. Şimdi ise 72 ile 90 aydan söz ediliyor. Türkiye’de ise 6 ya da 8 yıl kadar olmasa bile, işsizlik oranlarının kriz öncesi oranlara yakalaması, biraz zaman alacak gibi görünüyor. Yeni şirketlerin kurulması ve yeni/büyük şirket sayısının artmasıyla birlikte, yüzde 5’in üzerinde büyüyen ekonomi, bu hedefi biraz daha yakınlaştırabilir.

Bankalar 2010’u çok mu iyi geçirdi?

Bankalar için 2011 yılının, önceki iki yıl kadar iyi olmayacağını sık duyuyoruz. Sektör, 2010 yılından çok umutlu değildi. 2009 yılının Kasım ayında konuştuğum birkaç genel müdürden de dinlemiştim. Ancak, faizlerdeki hızlı düşüş ve ekonomideki toparlanma, 2010’u da ‘unutulmayacak’ bir yıl haline getirdi. 2011 yılına ise bankalar, kârlardaki azalma beklentisi nedeniyle, ‘verimlilik’ ve ‘gelir artırıcı’ önlemlerle giriyorlar. Bazı bankaların bu konuda danışmanlık aldıklarını, maliyetlerini çekme ve hızlanma için hazırlandıklarını biliyorum.

5 banka dışında artış yok!

Bankalar, kârlı olmasına rağmen 2010 yılında gelen ‘kârsızlık’ işaretlerini algılayıp, yeni dönem için şubelerden, teknolojiye; reklam harcamalarından çalışanlara kadar değişik stratejiler geliştiriyorlar. Çünkü, 2010 yılı, tüm algıların aksine, 4-5 özel banka dışında sektörün geneli için olumlu geçmedi. En azından, özel bankalar arasında kârını 2009’a göre artıran banka sayısı 5 adette (kamular dışında) kaldı. Bunlardan 1’inin kârı da belki 2010 sonunda, 2009 yılı düzeyine gerileyecek ve dönemi kâr artışı olmadan kapatacak. Bu konuyu konuştuğum ABank’ın genel müdürü Hamit Aydoğdu, ‘2010’da başlayan bu trend, 2011’de devam edecek. Marjların düşük seyrettiği bir ortamda bankacılık yapacağız’ diyerek trende dikkat çekiyor. Böyle bir ortamda belki de 2011 yılında, birkaç banka dışında, 2010’a göre kârını artıran olmayacak. Bunu yaşayıp göreceğiz.

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.