Dün sabah Dolmabahçe’deydik çocuklarla. Mustafa Kemal Atatürk’ün 87 sene evvel yaşama veda ettiği odada. O yatağın başında...
Okulları ara tatilde olan 14 yaşındaki o iki genci gözlemledim dün sabah. Sanki babaları değilmiş gibi. Dışarıdan bir gözle izledim onları. Ankara’da yaşayan, Anıtkabir’e aşina ama ilk kez bir 10 Kasım sabahı Atatürk’ün bu dünyadan ayrıldığı yere, O’nu anmaya gelmişlerdi. Binlerce kişiyle birlikte.
Gece az uyumalarına rağmen nazlanmadan kalktılar sabah 6 karanlığında. Saat 7’de başlamış olan o meşhur İstanbul trafiğinden de yakınmadılar yaklaşık bir saat süren yol boyu. Özel bir randevuya gittiklerinin fazlasıyla bilincinde ve tanımlamakta zorlandığım sükunet içindeki bir heyecanla...
Stadın denize bakan tarafında, BJK Müzesi’nin üzerini süsleyen “Değil bir gün, bir saniye bile unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız” yazılı pankart karşılıyordu Dolmabahçe’ye gelenleri. Beşiktaş ve Atatürk aşkının kesişim noktasındaydık saat 8 civarı.
İnsan seli o saatlerden başlamıştı. Kalabalığa karışıp Dolmabahçe Sarayı’na girdik. Biz bahçede sıra hâlinde ilerlerken, İstanbul Boğazı’nda Dolmabahçe önüne gelen onlarca irili - ufaklı tekne, “9’u 5 geçe”den çok önce hazır duruşa geçmişti. Binanın dışının etkileyiciliği, içerinin ihtişamı... Ve Atatürk’ün vefat ettiği odaya doğru her adımda artan saygı. Çocuklar, cep telefonlarıyla fotoğraf çekmeyi ya da video kaydı yapmayı düşünmediler bile. O seviyede bir konsantrasyonla yürüdüler Atalarının manevi huzuruna. (Ergen çocuk sahipleri anlayacaktır; bu durum çok şey ifade ediyor.)

Dolmabahçe Sarayı Müzesi’nin kibar ve güler yüzlü personelinin yönlendirmeleriyle ulaştık o yatağın başına. Telefonları yine ellerinde değildi çocukların. Hatta benim onları çekmemi bile istemediler. Hüzünlü ama bir o kadar gururlu geçtiler, üzerinde Türk Bayrağı serili yatağın yer aldığı o odadan.
Dışarı çıktık. Ağaçlı Yol’dan geri yürüyüp Saat Kulesi’nin oraya gittik tekrar. Kalabalık iyice artmış, sıra uzadıkça uzamıştı. Ve o dakika geldi. Saat 9’u 5 geçti. Hayat durdu. Sirenler tüylerimizi diken diken etti. Kadını erkeği, genci yaşlısı, çocuğu, başı açığı kapalısı; binlerce insanın yüzünde aynı ifade vardı. Aynı hüzünlü ama vakur ifade.
En sevdikleri yerlerde bile bir süre sonra “Sıkıldım” diyen, “Ne zaman gideceğiz” diye soran çocukların yerinde başkaları vardı dün sabah Dolmabahçe’de. Milyonlarca Atatürk gencinden ikisi... Sahip olduklarını kime borçlu olduğunun farkında, Atatürk mirasına gönülden bağlı, O’nun açtığı yolda, gösterdiği hedefe yürüyen milyonlarca gençten ikisi. Gururla izledim.
