Murat ÇelikAramak için sebep mi lazım? Özellikle de anne-babanızı

HABERİ PAYLAŞ

Aramak için sebep mi lazım? Özellikle de anne-babanızı

Sosyal medyada karşıma çıktı birazdan okuyacağınız metin. Çok araştırdım ama yazarını bulamadım. Dolayısıyla kime ait olduğunu bilmiyorum. Ama okuduğumda durdum. Yutkundum. Hepimizin hayatına dokunan, çok sade bir gerçeği hatırlatıyor o cümleler. Aşağıya aynen bırakıyorum.

Evden ilk ayrıldığımda, her pazar ailemi arardım. Hep aynı saatte, aynı numarayı. Annem, ikinci zil sesinde açardı telefonu; sesiyle birlikte bir gülümseme yayılırdı odaya. Arka plandan babamın sesi duyulurdu: “Ona makasın sonunda işe yaradığını söyle!” Bu küçük sohbetler, bizim ritüelimiz haline gelmişti. Pazar öğleden sonraları, yarım saat de olsa, birbirimizin hayatına dokunurduk. Onlar bana “Düzgün besleniyor musun?” diye sorardı, ben ise işten, evden, havadan sudan bahsederdim. Özel bir şey yoktu belki ama bir o kadar da özeldi.

Haberin Devamı

Sonra hayat hızlandı. Önce iki haftada bir, sonra ayda bir derken sadece ‘önemli bir şey’ olduğunda arar oldum. Annem hiç şikâyet etmez, hep şöyle derdi: “Meşgul olduğunu biliyoruz tatlım. En önemlisi mutlu olman.” Ve ben her defasında aynı cevabı verirdim: “Yakında arayacağım.” Ama o ‘yakında’ kelimesi, kopmak üzere olan bir lastik bant gibi uzayıp dururdu. Bir sabah, babamdan bir sesli mesaj geldi. Sesi yumuşak, biraz da çekingen: “Merhaba oğlum. Uzun zamandır sesini duymadık. Annen bu gece lazanya yaptı. Yemeği yerken seni düşündük. Seni özledik.” O mesaj beni paramparça etti. Hemen aradım, annem açtı telefonu, sesi hâlâ neşeliydi, sanki hiçbir şey değişmemişti. Ama bir an sessizleşti ve dedi ki: “Baban dün gece telefonun çaldığını duyunca çok sevindi. Sen olduğunu sandı.”

O gece bir karar verdim: Hayat ne kadar yoğun olursa olsun, onları hâlâ düşünüp düşünmediğimi merak etmelerine bir daha asla izin vermeyecektim. Ve yeniden başladım. Her pazar. Bazen bir saat, bazen beş dakika. Söyleyecek bir şeyim olmasa bile aradım, sadece dinledim. Annemin bahçesinden, babamın ise benzin fiyatlarından yakınmalarını. Tabak seslerini, komşunun köpeğini, evin kokusunu taşıyan kahkahaları. Sonra fark ettim: Onları ne kadar çok ararsam, aramak için o kadar az sebep gerekiyordu. Artık bu bir görev değil, bir ritimdi. Kilometrelerin ve yılların ötesinde, bizi birbirine bağlayan görünmez bir ip. Geçen pazar babam bana içimi burkan bir şey söyledi: “Hani sen küçüktün, bahçeden bir taş ya da böcek göstermek için beni arardın. Şimdi de her pazar aramanı bekliyorum, bir şeye ihtiyacım olduğu için değil, sadece hâlâ orada olduğunu bilmek için.” Bir süre konuşamadım. Sadece gülümsedim; gözlerim doldu.

Haberin Devamı

Çünkü haklıydı, bazen sevgi söylenmez. Sadece ‘orada’ olarak yaşar kendini. Aileni aramak için özel bir nedene ihtiyacın yok. Onlar büyük jestler beklemez, sadece sesini, zamanını, varlığını isterler. Çünkü bir gün, o telefon bir daha hiç çalmayabilir. Ve sen, bir tek o son pazar için her şeyi vermek istersin. O yüzden, bugün ara onları. Gününü anlat. Onlarınkini sor. Çünkü sevgi, kaç kez aradığınla değil, bir sonraki zil sesini beklemekle ölçülür.

Metin bu. Edebi yönü, şiirsel üslubu da hoş elbette ama ben öncelikle içeriğiyle ilgiliyim. İnsanın yüreğine dokunan satırlar... Dramatik gelebilir kimilerinize. Bazılarınız “Biz zaten arıyoruz” diyebilirsiniz ama mesele sadece sıklık değil sanırım. Mesele, o telefon görüşmesi için sebep arayıp aramadığımız. Bir düşünün… En son ne zaman “Özel bir sebep yoktu ama ‘bizimkiler’i aradım” dediniz?

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder