Sosyal medya platformlarında, her alandan; lüzumsuz, faydasız, kalitesiz, hatta tehlikeli diyebileceğim çok hesap var. Olmasa hiçbir şey kaybetmeyeceğimiz çok sayıda içerik üreticisi. Üstelik bunların bazılarının takipçi sayıları, dolayısıyla etkileşim gücü de çok yüksek. Bahsettiğim bu olumsuz örneklerin yanında, bir de gayet hoş, kaliteli, faydalı, öğretici içerikler üretenler var. Bize düşen ‘seçici’ olmak. İyi örnekleri bulup onlardan yararlanmak. Başta bahsettiklerime ise hak ettikleri şekilde çöp muamelesi yapmak.
Son dönemde takip ettiğim bir genç kadından söz edeceğim size bugün. Bence çok etkileyici. “Sen daha yeni mi keşfettin?” diyebilirsiniz ama Ayşe Eser’den bahsediyorum. Eser, bir öğretmenmiş. İngilizce öğretmeni. Ama paylaşımları sadece bu alanda değil. İngilizce’deki bazı kavramları açıp detaylandırıyor ve Türkçe’de tam karşılığı olmayan ama hayatımızda bire bir karşılık bulan tabloları koyuyor önümüze. YouTube ve Instagram hesaplarından yaptığı paylaşımlar hem çok sıcak, sempatik hem de gayet bilgilendirici. Üstelik hem görüntüsü hem de düzgün ve akıcı Türkçesiyle takdiri hak ediyor.

Bakın mesela… Son paylaşımlarından birinde ‘concept creep’ kavramını nasıl sunmuş Ayşe Eser takipçilerine. Biraz karmaşık gelebilir ama lütfen dikkatlice okuyun: “Bazı insanlar kötüdür. Bu kadar. Herkes çocukluk travmaları yüzünden bağlanma problemi yaşamaz. Bazıları duygularınızla oynamaktan gerçekten zevk alır. Kimisi narsist değildir mesela; dümdüz kötüdür, bencildir. Her üzüntü depresyon değildir ya da her yönetici mobbing yapmıyordur; bazıları dümdüz aşağılamadır, hakarettir. Bazı kötülükler sadece kötüler var olduğu için var olmaya devam eder yani. Hepsinin arkasında şatafatlı, karmakarışık, patolojik, psikolojik bir neden yoktur. 2025’te tüm dünya ‘concept creep’ hastalığına, daha doğrusu döngüsüne yakalandı. Nedir ‘concept creep’? Psikolojideki bir kavramın anlamının zamanla genişlemesi. Örneğin ‘travma’ kelimesinin geçmişte savaşlar, ağır kazalar, yaslar gibi ciddi olayları tanımlamak için kullanılırken; bugün kırıcı bir tartışma ya da ufak bir hayâl kırıklığı için bile kullanılabilir hâle gelmesi. Bir kötülükle karşılaştığımızda bunu sürekli rasyonalize etmeye çalışıyoruz. Sorumluluğu kavramlarla örtüyoruz. Birine ‘Bu yaptığın zalimce’ demiyoruz, ‘Ama ona da zamanında bunu yapmışlar’ diyoruz mesela.
Oysa bu ‘kötülüğü rasyonelleştirme’ döngüsünde failler sürekli olarak mağdur koltuğuna oturtuluyor. Kötüler de bu kavramların arkasına daha kolay sığınıyor. İkincisi ‘mağduriyet enflasyonu’ yaratıyoruz. Gerçekten ağır saldırıya uğramış, kötülerin elinde ruhu sökülmüş insanların sesini; kahvesi o sabah soğuk geldiği için travma yaşayanların gürültüsüyle bastırıyoruz. Aslında her alternatif yaklaşımla, kötülüğü biraz daha evcilleştiriyoruz. Bazı insanlar kendilerine yapılanın intikamı olarak değil sadece canı istediği, hatta gücü yettiği için ezer ezdiğini. ‘Concept creep’ yani bu kavram kayması o kadar ileri gitti ki, her şeyin afili bir ismi var artık. Günün sonunda herkes kötülüğünü bu travmaların ya da farklı kavramların altına süpürünce, insanlar her şeyi bilen ama hiçbir şeye müdahale etmeyen, sadece sorgulayan bireyler hâline geldi. Gelmesin arkadaşlar.”
Nasıl ama? Gayet güzel anlatmamış mı Ayşe Eser mevzuyu? Demek ki, sosyal medya fenomeni deyip geçmemek gerekiyor bazılarını.
