Klinik Psikolog Beyhan Budak ile ‘durumumuz’u konuştuk. Toplum olarak psikolojik durumumuzu… Gençlerin öfke durumunu… Psikolog ve psikiyatristlerin içinde bulundukları durumu… Danışanların durumunu… Ve onun kendi durumunu. Tecrübeli Psikolog Budak’ın tespit ve teşhislerine bakınca anlıyorum ki, ‘durum’lar karışık.

Beyhan Budak ile konuştuğumuz çok konu başlığı var. Açıklamaları çok önemli. Gayet net ifadeler ve somut örneklerle izah etti her konuyu. Kendimizi, yakınlarımızı, çevremizi ve toplumu içinde bulacağımız bir söyleşi yaptık. Benim için öğretici oldu. Hepimiz için öyle olacağından eminim. Saygın ve ünlü bir psikologdan günümüz Türkiyesine dair değerlendirmeler ve çözüm önerilerini paylaşmaya başlıyorum.
Orta okul çağlarından itibaren karikatür çizmeye meraklıydım. Ülke gündemini takip eder, amatörden hallice çizerdim. Sonra, Ankara’dan İstanbul’a gittim. İstanbul Üniversitesi’nde psikoloji okurken, karikatür dünyasında amatör günleri olurdu. Bir gün Selçuk Erdem’e götürdüm çizdiklerimi. Önce bir – iki kibar şeyler söyledi ama sonra “Beyhan, bence sen bir daha gelme” dedi. “Sende pek yetenek yok gibi” dedi. “Hobi olarak yine yapabilirsin ama sana bu işte ekmek yok” dedi.
Ben de ekmeğimi psikolojiden kazanma yoluna gittim. Aslında Selçuk Erdem iyi yapmıştı. Bazen böyle yüzleştirme yapmak gerekebiliyor. Bazen kibar olmak, insanları oyalayabiliyor. Bunu oyuncularda çok görüyorum. Oyuncu olmak isteyenlerde… Aslında o yetenek yok ama senelerce oyalıyorlar insanları, oyuncu olacaksın diye. İnsanların hayatı bir şekilde heba olup gidebiliyor. Pışpışlamak bu. Oysa gerektiğinde pat diye söylemek lâzım.
Ben bazen, bulunduğum öneriler veya YouTube kanalımda verdiğim tavsiyeler sebebiyle bu konuda linç yiyorum. Mesela bir kere, “Değersiz hissediyorsan değersizsindir belki de” diye bir cümle kurdum. Çok tepki aldım ama öyle. Çünkü değer dediğimiz şey sadece; sabahları aynanın karşısına geçip “Kendimi seviyorum, harikayım, çok tatlıyım, bu yakışıklı da kimmiş, aa benmişim” demekle olmuyor. Değer bir üretimle ortaya çıkan bir şey. Eylemle. Ama ben eylem ortaya koymadan, sadece düşünsel anlamda değerli hissedemem. Freud da zaten “Depresyonun temelinde değersizlik vardır” diyor. İnsanlar bu yönüyle de aslında değersiz olabilirler gerçekten. Bir değer üretmemişlerdir ve aslında değersizdirler. Böyle bakmamız gerekiyor bence.
Ve bu bağlamda, günümüzün psikoloji sektörü, biraz pohpohlayıcı psikoloji. Şunu demek istiyorum: Mesela siz birini öldürüyorsunuz ve terapiye geliyorsunuz. Ama “Ben birinin canına kıydım” diye değil de “Ben, kusura bakma birini öldürdüm, beni vicdan azabından kurtarabilir misin?” diye. Kozmetik bir psikoloji haline geldi bugünkü. Yani asıl gerçekle yüzleştirmek değil de insan kötü ya da ahlakî olmayan bir şey yaptığı zamanlarda bile, onu sanki doğru yapmış gibi o azaptan kurtarmaya dönük bir yaklaşım. Ve bu durum sebebiyle insanlar biraz kendinden, gerçeklerden uzaklaşmaya başladı. (Devam edecek…)
