Bilim Kurulu genişledi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Geçen hafta sonuna kadar, konusunda uzman 31 hekimden oluşan Bilim Kurulu artık yaklaşık 40 kişi olarak görev yapıyor. (“Yaklaşık” diyorum çünkü, ihtiyaca göre kurula yeni isimler eklenebiliyor.) Sürecin başından bu yana, tıp dünyasının talebi sadece 1 olan Kurul’daki ‘halk sağlığı uzmanı’ sayısının artırılması’ydı. Zira konu pandemi olunca, doğrudan epidemiyolojinin (salgın hastalıklar) görev alanına giriyor.

Bu da halk sağlığı uzmanlarının ihtisas konusu. Kurul üyelerinden biri durumu şöyle ifade etti:

Enfeksiyon hastalıkları uzmanları teşhis ve tedavide yol gösterir ama halk sağlığı uzmanları, toplumun korunması için atılacak adımları belirler ve önerir.


İkinci kurul yolda

Aldığım bilgiye göre, 31 kişilik Bilim Kurulu’na, 3 Nisan 2020 Cuma günü itibariyle, 7 halk sağlığı uzmanı eklendi. Kurula dahil edilen yoğun bakım uzmanlarıyla birlikte, üye sayısı yaklaşık 40’a çıktı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın geçen cuma günü yaptığı açıklamada sözünü ettiği ikinci kurul ise -yazılanların aksine henüz göreve başlamış değil. Karantina dönemi ve salgın sonrasının sosyal, ekonomik ve psikolojik boyutları üzerine yoğunlaşacak olan bu ikinci kurulun oluşturulması çalışmaları sürüyor. Uzman hekimlerden müteşekkil Bilim Kurulu gibi, Sağılık Bakanlığı’nın koordinasyonunda görev yapacak olan bu ikinci kurulda sosyologlar, psikologlar, istatistik uzmanları ve din sosyolojisi alanında çalışan uzmanlar yer alacak.


Sosyal medya-ruh sağlığı ilişkisi

Kitle iletişim araçları, medya ve tabii sosyal medya; global salgından önceki döneme oranla çok daha fazla yer alıyor mahkum olduğumuz yeni hayatta. İşte bu yüzden, Klinik Psikolog Doç. Dr. Banu Yılmaz’ın, ‘sosyal medya paylaşımları ve ruh sağlığı ilişkisi’ne dair tespit ve uyarıları şimdi daha da önemli. “Sosyal medyanın kişilerarası temasın sürdürülmesi ve kanıta dayalı bilgilerin yayılması gibi avantajları var” diyen Yılmaz, konunun fazla konuşulmayan boyutuna dikkat çekiyor.


Paylaşımları iyi niyetli ama...

Psikolog Banu Yılmaz şöyle diyor:

  • Bu süreci, evlerinde, aileleriyle bir arada geçirme konforuna sahip olanlar, izolasyonla başa çıkmayı kolaylaştıracağını düşündükleri paylaşımlar yapıyorlar. “Bugün de şu yaratıcı etkinlikleri yaptık”, “Yaşasın izolasyon”, “Evde kal, hayatta kal” türünden paylaşımlardan söz ediyorum.
  • Çoğu iyi niyetlerle de olsa, bu tarz paylaşımların, aynı konfora sahip olamayan insanlar üzerindeki etkisini görmemiz gerekiyor.
  • O mesajlar, işe gitmek zorunda olduğu için riske açık ve dezavantajlı grupların ‘gözden çıkarılmışlık duygusu’nu daha da arttıracak, onları ruhsal olarak daha kırılganlaştıracaktır.
  • Unutmayalım ki, her afet gibi, salgın da dezavantajlı grupları daha dezavantajlı hale getirdi. Bu da, toplumda zaten var olan kutuplaşmayı bir başka boyutuyla daha da derinleştirecektir. Yani sıcak yuvasında, elverişli koşullarda izole yaşayan şanslı kesim.

Sosyal medyada “Gönder” ya da “Paylaş”a dokunmadan önce bir kez daha düşünün.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder