Kahramanmaraş’ta 14 yaşında bir çocuğun yarattığı trajedinin etkisinden çıkmak çok zor. Acımız büyük. Bir öğretmen, sekiz öğrenci... Yoklar artık. Yürek dayanmaz... Söz söylemek, yazı yazmak zor. Ama daha zoru şu: Bu artık sadece bir ‘haber’ değil. Bir uyarı da değil hatta. Bu bir alarm. Bir kırılma anı.
Okullarda uzun zamandır konuştuğumuz bir başlık vardı: Akran zorbalığı. Bazen ‘şaka’ diye görülen, önemsenmeyen, “Çocuk işte” diye geçiştirilen davranışlar. Ama öyle değil işte. Herkes görmeli öyle olmadığını.
Bir çocuk durup dururken bu noktaya gelmez. Hiçbir çocuk doğuştan şiddet eğilimli değildir. Ama öğrenir. Çocuk görerek öğrenir. Evde görür. Sokakta görür. Ekranda görür. Ve müdahale edilmezse bir süre sonra gördüğünü uygulayabilir.
Akran zorbalığı bu sürecin en kritik eşiği. Sürekli aşağılanan, dışlanan, küçük düşürülen bir çocuk; bir süre içine kapanır ama bir gün patlayabilir. Uzmanların söylediği çok net: “Tekrarlayan zorbalık, birikimli travmaya dönüşür.” Yani mesele tek bir olay değil. Bir süreç. Ve o süreç aslında, çoğu zaman gözümüzün önünde yaşanıyor. Bir de dijital dünya var tabii. Bugünün çocukları sadece yaşadıkları mahallede büyümüyor. Ekranın içinde de büyüyor. Şiddetin normalleştiği, aşağılamanın eğlenceye dönüştüğü bir içerik akışına maruz kalarak... Ve o akışın içindeki çocuk, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt edemeden yol alıyor. Sadece izlemiyor. Taklit de ediyor. Şiddet uygulayanların parlatıldığını görüyor, özeniyor, öykünüyor.
Mesele şu: Biz yetişkinler neyi görmüyoruz? Çünkü bu çocuklar bir günde bu hâle gelmiyor. Sinyaller veriyorlar. Davranış değiştiriyorlar. İçe kapanıyor ya da saldırganlaşıyorlar. Ama biz... “Geçer” diyoruz. “Büyüyor” diyoruz. “Abartma” diyoruz. Sonra bir gün… Bir gün geliyor, artık çok geç oluyor. Artık geri dönüşü olmayan bir noktaya geliyoruz.
Bu olayda sorumluluk sadece o çocukta mı? Hayır. Ailenin, okulun, çevrenin, sosyal medyanın da payı yok mu ortaya çıkan sonuçta? Bir çocuk evde ne görüyor? Öfke mi, anlayış mı? Okulda ne yaşıyor? Korunma mı, yalnızlık mı? İnternette ne izliyor? Değerleri mi, şiddet mi? Bu soruların cevabı işte o çocuğun kim olacağını belirliyor.
Akran zorbalığını küçümsüyoruz. Dijital şiddeti normalleştiriyoruz. Çocukların ruh hâlini görmezden geliyoruz. Ve sonra sonuçlara şaşırıyoruz. Bakın, ihmal edilen her mesele büyür. Görmezden gelinen her sorun derinleşir ve bir noktadan sonra kontrol edilemez hâle gelir. Uzmanlar hep aynı şeyi söylüyor: Erken müdahale. İletişim. Sınır koyma. Empati eğitimi. Dinleyip, konuşup uygulamadıklarımız yani.
Şunu kabul etmemiz şart: Bu mesele ‘birkaç problemli çocuk’ meselesi değil. Bu bir sistem sorunu. Bir kültür sorunu. Bir ihmaller zinciri. O zincirin halkaları tek tek kırılmadıkça, yaşadığımız bu trajediler son bulmaz, tekrar eder. Sadece konuşmanın yetmediği ortada. Çözüm; dinlemek, izlemek, gereğini yapmak.
