Murat ÇelikDünyanın bütün derdini biz mi çekeceğiz?

HABERİ PAYLAŞ

Dünyanın bütün derdini biz mi çekeceğiz?

Sabah gözümüzü açıyoruz, yüzümüzü yıkamadan telefon elimizde. Ekonomi kötü. Bir yerde savaş var. Başka bir yerde kriz. Cinayet, kavga, felaket… Sonra kendi hayatımıza dönüyoruz. Kredi kartı ekstresi. Kira, market, çocuğun okul taksiti... Ayın bitmesine daha kaç gün var? Siz de sormuyor musunuz şu soruyu kendinize? Bu ortamda ruh ve beden sağlığımızı nasıl koruyacağız?

Özellikle sabit gelirli için kolay değil. “Stresten uzak durun” demek güzel de nasıl? Görmezden gelince fatura kaybolmuyor. Fiyat etiketine bakmayınca market alışverişi ucuzlamıyor. Dünyada olan biten de televizyonu ya da telefonu kapatınca sona ermiyor. Bakın, mesele gerçeklerden kaçmak değil. Gerçeklerin hayatımızda ne kadar yer kaplamasına izin verdiğimizi ayarlamak. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

Uzmanlar; ekonomik belirsizliğin ve sürekli kötü habere maruz kalmanın stresi artırdığında hemfikir. Mesela her gelişmeyi anında bilmek zorunda mıyız? Sabah haber, gün boyu internet, akşam tartışma programları, gece yine telefon… Bir kötü haberi bir kez değil, yirmi kez yaşıyoruz. Psikologlara sorun, onlar anlatsın; sürekli kötü haber tüketiminin kaygıyı nasıl beslediğini. 

Tabii ki habersiz yaşayalım demiyorum. Ama haberdar olmak başka, habere maruz kalmak başka. Para konusunda da aynı şey geçerli. Geçim sıkıntısı çeken insana “Parayı kafana takma” diyecek hâlimiz yok. Ama kaygılanmakla hesap yapmak aynı şey değil. Ne kadar gelir var? Nereye gidiyor? Neyi değiştirebiliriz? Neyi erteleyebiliriz? Yine uzmanlardan yardım alayım... Finansal kaygıyla baş ederken tabloyu görmek ve küçük de olsa bir plan yapmanın belirsizlik hissini azalttığını söylüyor uzmanlar. 

Yani fark şu: “Ne olacak bu hâlimiz?” başka. “Bu ay ne yapabiliriz?” başka. Bir de farkında mısınız; ekonomik sıkıntı varsa tasarrufa kendimizden başlıyoruz. Arkadaşlarla görüşmeyelim. Hobiyi bırakalım. Dışarı çıkmayalım. Her şey masraf. Tamam. Bir yere kadar haklıyız ama hayat yalnızca faturaları ödeyip bir sonraki maaşı beklemekten ibaret hâle gelirse ruh sağlığı da bundan payını alıyor. Sosyal ilişkiler, hareket, uyku ve insana iyi gelen küçük rutinlerin hepsi pahalı olmak zorunda değil ki... Bir yürüyüş. Bir arkadaş sohbeti. Biraz müzik. Biraz sessizlik. 

Haberin Devamı
Haberin Devamı

En önemlisi de şu bence: Kontrol edebildiklerimizle edemediklerimizi ayırmak. Faizi biz belirlemiyoruz. Savaşı biz bitirmiyoruz. Dünyadaki bütün haksızlıkları da tek başımıza düzeltemiyoruz. Ama bugün ne yiyeceğimize, ne kadar yürüyeceğimize, gece saat kaça kadar telefona bakacağımıza, kimi arayacağımıza hâlâ biz karar veriyoruz. Yanlış anlamayın... “Boş verin dünyayı” demiyorum. Duyarsızlaşmak çözüm değil. Ama dünyanın bütün yükünü sırtımıza almak da çözüm değil. Memleketi önemseyelim. Dünyayı takip edelim. Ama arada telefonu bırakalım. Uyuyalım. Yürüyelim. Sevdiğimiz insanlarla konuşalım. Gülelim... Şunu unutmayın: Zor zamanlarda ruh ve beden sağlığını korumaya çalışmak bencillik değil. Hayata devam edebilmenin şartı.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder