Murat ÇelikGerçekten seviyor muyuz? Yoksa...

HABERİ PAYLAŞ

Gerçekten seviyor muyuz? Yoksa...

Bir tabloyu neden beğeniyoruz? Bir saati… Bir kasabayı... Bir ayakkabıyı… Bir restoranı… Bir şarkıyı… Gerçekten sevdiğimiz için mi? Yoksa sevildiğini gördüğümüz için mi? Bugünlerde bu soruyu kendime daha sık soruyorum. Çünkü yaşadığımız çağda tercihlerimizin ne kadarının bize ait olduğu konusunda ciddi şüphelerim var.

Eskiden tavsiye alırdık. Şimdi algoritma alıyoruz. Sosyal medya bize neyi giyeceğimizi, neyi dinleyeceğimizi, nerede yemek yiyeceğimizi, hangi diziyi izleyeceğimizi, hangi kahveyi içeceğimizi, hangi sanatçıyı beğeneceğimizi söylüyor. Üstelik bunu çoğu zaman fark ettirmeden, çaktırmadan yapıyor. Psikologlar ve tüketici davranışları üzerine çalışan uzmanlar buna ‘sosyal kanıt etkisi’ diyor. Yani bir şeyi çok sayıda insanın tercih ettiğini gördüğümüzde, onun doğru ya da değerli olduğuna daha kolay inanıyoruz. Kalabalıklar kararlarımızı etkiliyor. Bazen düşündüğümüzden bile çok daha fazla üstelik.

Haberin Devamı

Bu durum sadece tüketim alışkanlıklarımızda değil, sanatta da böyle. Bir ressamın eserine bakarken bile bazen tabloyu değil, tablonun fiyatını görüyoruz. Bir sergiyi gezerken sanatçıyı değil, onun ne kadar konuşulduğunu merak ediyoruz. Yani beğenimizin içine başkalarının beğenisini de katıyoruz. Hatta neredeyse başkalarının beğenilerine iliştiriyoruz kendimizinkileri.

Giyimde de aynı durum var. Birçok insan kaliteli olduğu için değil, moda olduğu için tercih yapıyor. Bir ürünün özgünlüğü değil, görünürlüğüyle ilgileniyor. Üzerindeki logo, nasıl üretildiğinden daha önemli hâle gelebiliyor. Oysa moda gelip geçiyor. Kalite ise kalıyor. Saat dünyasında da durum farklı değil. Bir modelin sosyal medyada birkaç fenomen tarafından paylaşılması, yıllardır üretilen çok daha komplike modellerden daha fazla ilgi görmesine yetiyor. Ama bence sadece bir süre için...

İnsanlar artık çoğu zaman ürün seçmiyor. Hikâye seçiyor. Ve o hikâyenin parçası olmak istiyor. Bu da doğal aslında. Sosyal varlıklarız sonuçta. Etkileniyoruz. Etkileneceğiz de. Burada sorun yok. Sorun etkilenmek değil. Yönlendirilmek. Çünkü iş bazen gerçekten neyi sevdiğimizi unutma noktasına varıyor. Kalabalığın sevdiği şeyi sevdiğimizi, zannediyoruz. Popüler olanı kaliteli sanıyoruz. Pahalı olanı değerli kabul ediyoruz. Oysa bunlar aynı şeyler değil. Evet ‘iyi mal, iyi para’dır ama bir ürünün fiyatı, onun karakteri değildir. Bir markanın popülerliği de kalitesinin garantisi değildir.

Haberin Devamı

Bu noktada ‘köklü markalar’ meselesi ayrı. Bazı markalar onlarca yıl, hatta yüzyıllar boyunca ayakta kalabiliyor. Neden? Moda oldukları için değil. Belirli bir kalite standardını koruyabildikleri için. Kalıcılık ile popülerlik aynı şey değil. Ama hep popüler kalmayı başaranlar da var.

Sorularla başladım, öyle bitireyim. Kendimize daha sık şu soruyu sormalıyız diye düşünüyorum: Bunu gerçekten ben mi seviyorum, yoksa bana sevmem gerektiği mi söylendi? Moda olanı reddetmek zorunda değiliz. Kalabalığın ne düşündüğünü bilerek de kendi kararını verebilir insan. Asıl mesele şu: Tercihlerimizi sadece başkalarının beğenisine göre değil, kendi kriterlerimize göre yapabilmek. Çünkü insanın zevki de karakteri gibi. Kopyalandıkça değil, kendisi oldukça daha değerli. Bence...

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder