Eskiden ‘çocuğu komşuya bırakmak’ diye bir alışkanlık vardı. Genelde anne, komşusuna “Ben gelene kadar sende kalsın” derdi ve kapı kapanırdı. Veya mahalle esnafı... Bakkal, manav, kasap veresiye defterine yazar, o kişi borcunu öder mi, ödemez mi diye düşünmezdi. Peki bugün? Bugün insanlar bırakın komşusunu, artık neredeyse akrabasına bile güvenmiyor. Çocuğunu emanet etmek bir yana, en yakınına bile temkinli yaklaşıyor.
Sebep belli. Çünkü artık sadece söz tutulmamasından değil… İstismar, taciz, dolandırıcılık ve hırsızlık gibi ihtimallerden korkuyoruz hepimiz. Her gün yeni bir habere maruz kalıyoruz. Çocuk istismarı. Yaşlıları dolandıran çete. Yakınının malına çöken akraba. Tacizciler, tecavüzcüler. Birinin güvenini kötüye kullanan başka biri… Ve bunlar artık münferit olmaktan çıktı maalesef.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Bu tür örneklere şaşırmıyoruz artık. Alışıyoruz. İşte asıl kırılma noktası bu. Güven dediğimiz şey sadece bireysel deneyimlerle değil, toplumsal hafızayla da şekillenir çünkü. Ve o hafıza son yıllarda hep aynı örneklerle dolu. “Kimseye güvenme.” “Kimseye inanma.” “En yakınına bile dikkat et.” Bu cümleler artık tavsiye değil, yeni çağın refleksleri.
Bir de işin dijital boyutu var. Sahte hesaplar, kimlik hırsızlıkları, dolandırıcılık mesajları… İnsanlar artık telefonda bile karşısındakine güvenmiyor. Ekonomik şartları da ekleyin buna. Zorlaşan hayat, artan maliyetler, geçim baskısı… Koşullar insanları daha sert, daha kapalı, daha şüpheci hâle getiriyor. * Bu sadece bir güven kaybı değil. Bu bir toplumsal aşınma. Çünkü güven kaybolduğunda sadece ilişkiler zedelenmez. Toplumun dokusu da çözülmeye başlar. Birbirine güvenmeyen insanların olduğu yerde ne sağlıklı bir ekonomi olur, ne sağlam bir aile yapısı, ne de huzurlu bir toplum. Herkesin birbirinden şüphe ettiği bir yerde hiç kimse gerçekten güvende değildir.
Peki çözüm ne? Çözüm büyük lâflar değil. Küçük ama net davranışlar. Sözünü tutmak gibi. Hak yememek gibi. Güveni istismar etmemek gibi. Aslında, olması gerekenler. Ve en önemlisi, kendine şu soruyu sormak: “Ben güvenilir biri miyim?” Çünkü bu tablonun en büyük nedenlerinden biri; herkesin güvensizlikten şikâyet ettiği bir yerde, kimsenin kendine bakmaması.
Bakın, güven bir anda yıkılmaz. Ama her ihlâlde biraz daha azalır. Ve bir noktadan sonra ortaya, kimsenin kimseye inanmadığı bir toplum çıkar. İşte o noktada mesele sadece bireysel değildir artık. Bu bir krizdir. Adı çok net bir kriz. Güvensizlik.
