En çok konuştuğumuz ama en az ciddiye aldığımız konu ne sizce? Sanırım ‘sağlık’. Çünkü insan, sağlığının kıymetini bildiğini sanıyor ama aslında bilmiyor.
Bir hastane koridoruna girin. Yoğun bakım kapısının önünde bekleyin. Herkes aynı cümleyi kurar: “Yeter ki sağlığına kavuşsun, gerisi önemli değil.” Bir cenazeye gidin. “İnsan anlıyor o zaman” denir ya... Evet. Ama sadece o zaman. Birkaç gün geçer, yine unutulur her şey. O korku da, o çaresizlik de… Ve hayat kaldığı yerden devam eder. Aynı ihmallerle...
Gece uykudan çalıp ekran başında kalan biziz. Ağrıyı, iki ağrı kesiciyle bastırıp doktora gitmeyen biziz. Kontrolleri erteleyen, “Bir şey olmaz” diyen de biziz... Ve hep o cümle: “Şimdi vakit yok. Bir ara hallederiz.” Ne zaman? Hastane odasında mı? Sevdiğinin yanında refakatçi olunca mı? Toprağın başında mı?
Gerçek şu: İnsan, sağlığının kıymetini bilmiyor. Sadece kaybetme ihtimali ortaya çıkınca panikliyor. Kısa bir süreliğine. Sonra yine aynı hayat. Mesele unutmak değil, yüzleşmemek. İnsan kırılgan olduğunu hatırlamak istemiyor. Her şeyin bir anda değişebileceğini kabul etmek istemiyor. Ama gerçek değişmiyor. Bugün sağlıklısın diye yarın da öyle olacağının garantisi yok. Bugün yanındaki sevdiklerinle yarın da birlikte olacağının da. Ve biz bunu hep geç kaldığımızda anlıyoruz.
Oysa; sağlık, kaybedildiğinde değer kazanan bir şey değil. Kaybedildiğinde, sadece yokluğu fark edilen bir şey. Sevdiklerin de öyle. Yanındayken erteliyorsun. Dinlemiyorsun. Vakit ayırmıyorsun. Ama kaybetme ihtimali ortaya çıktığında… Her şey bir anda değişiyor. Ama o anın bile garantisi yok.
O yüzden mesele basit: Sağlık ertelenmez. Sevdiklerin beklemez. Ve şu gerçek değişmez: Hayat; sen hazır olduğunda değil, kendi karar verdiğinde durur. O hayatın en sert gerçeği de şu: Her şey bir anda değişebilir. Ve o an geldiğinde geri dönüş yoktur. O yüzden kendine şu soruyu sor: Gerçekten neyin kıymetini biliyorsun? Ve bunu ne zaman hatırlıyorsun? Eğer cevabın “zor zamanlarda” ise… Bil ki, geç kalıyorsun.
