Başlıktaki sorunun yanıtı elbette “Hayır”. Neredeyse sürekli eksikleri, yanlışları, olumsuzlukları yazıyorum ya. Bardağın hep boş tarafını görmek değil bu. Karakter yapısı ya da bilinçli bir tercih hiç değil. Mesleğin gereği… Gazetecilik; eleştirel bakıp sorgulama işi çünkü. Eksikler, yanlışlar, olumsuzluklar azalsın diye uğraşmak var bizim mesleğin temelinde. Daha iyisini, daha doğrusunu aramak. Kamu yararına… Yoksa, olması gerekenleri alkışlamak değil.
Yazdıklarıma bakınca – doğruya doğru – ben de sıkılıyorum: Yaşamın her alanında her geçen gün daha da görünür ve çekilmez olan ‘liyakatsizlik’ gibi mesela. İşini iyi yapmayanlar ya da yapamayanlar… Rekabeti adeta düşmanlık gibi algılayıp öyle yaşayanlar… Empati yoksunlarının hoyratlığı… Çevreye ve çevresindekilere duyarsız yaşayıp bu durumdan hiç rahatsız olmayanlar… ‘Emeğe saygı’ kavramından bihaber olanlar… ‘Hukukun üstünlüğü’, ‘yasalar önünde eşitlik’, ‘masumiyet karinesi’, ‘fikir ve ifade özgürlüğü’ gibi evrensel kavramları önemsemeyen, hatta yok sayanlar… Göz göre göre yalan söyleyen, karşısındaki insanı aptal yerine koyanlar… Her olayı sadece kendi menfaatlerine göre değerlendirenler. Yani ‘çifte standart’ı sıradanlaştıranlar… Bir bu kadar daha sayabilirim ama yetsin şimdilik.
Dönelim başlıktaki soruya. Herkes, her şey mi şu yukarıda sıraladığım tatsız silsileye dahil? Değil elbette. Hadi bugün ben de bir istisna yapayım ve biraz da o ‘istisnalar’dan söz edeyim. Eksik, yanlış, olumsuz listenin dışında kalanlar gerçekten ‘istisna’ seviyesinde bizim memlekette. Küçük bir azınlık… Ne yapıyorsa, o işi layıkıyla yapmak için uğraşanları görmek, insanı mutlu ediyor, umutlandırıyor. Bazen bir belediyenin temizlik görevlisi olarak çıkıyorlar karşımıza, bazen bir garson, bazen bir sanatçı, sporcu, akademisyen veya gazeteci, tıp doktoru… Yaptığı işe, muhatap olduklarına ve en önemlisi temelde kendine saygısı olan insanlar bunlar. Hayatı, dünyayı güzelleştiren insanlar… Böyleleriyle karşılaştığınızda, onların farkına vardığınızı hissettirin lütfen. Farklarını fark ettiğinizi yani. Marifet, böyle durumlarda iltifata tabi çünkü. O azınlığın mensupları görülmeyi, takdir edilmeyi hak ediyorlar. Neden biliyor musunuz? Büyük çoğunluğun içinde öyle olmak, öyle kalabilmek için bedel ödüyorlar çünkü. Bir düşünün. Anlayacaksınız ne demek istediğimi.

