Murat ÇelikÖlünün ardından konuşmak

HABERİ PAYLAŞ

Ölünün ardından konuşmak

Bir insan hakkında, o hayattayken konuşmak kolaydır. Eleştirirsiniz, itiraz edersiniz, tartışırsınız. Muhatabınız vardır. Cevap verir, savunur, sizi ikna eder ya da edemez ayrı ama oradadır. Fakat ölüm başka bir eşik. Orada tartışmanın tonu değişir. Değişmeli de aslında. Son günlerde İlber Ortaylı’nın ardından yapılan yorumlara bakınca bu nokta kurcaladı zihnimi. Vefat edenin arkasından konuşma geleneğimiz yani. Saygı ve vefa ile eleştiri dengesini ne kadar gözettiğimiz. 

İlber Ortaylı sıradan bir akademisyen değildi. Türkiye’de tarih anlatısını geniş kitlelerle buluşturan, akademiyi televizyon ekranlarına ve kitap raflarına, diğer meslektaşlarından farklı seviyede taşıyan bir isimdi. Sertti, sivriydi. Doğru. Onu bazen acımasız, hatta kırıcı bulanlar da olurdu ama milyonlarca insanda tarih merakı uyandıran da oydu. Üniversite amfilerinde de, televizyon ekranlarında da, bir konferans salonunda da aynıydı. Tarihi; konuşulabilir, tartışılabilir bir alan hâline getirdi hep.

Haberin Devamı

Belki de işte bu sebeplerle ardından yapılan yorumlar iki ayrı damardan aktı. Bir tarafta büyük bir saygı ve minnet var. “Bu ülke en özel tarihçisini kaybetti” diyenler, onun kitaplarıyla büyüdüğünü söyleyen gençler, derslerini dinlemiş öğrenciler… Bir entelektüelin ülkesine miras bıraktığı derin izden söz edenler. Diğer tarafta ise daha mesafeli hatta yer yer sert yorumlar. Üslubunu eleştirenler, bazı çıkışlarını hatırlatanlar, akademik çizgisine itiraz edenler ve bunların ötesine geçip adeta düşmanca bir dille haddini aşanlar...

Ölünün ardından konuşmak

Aslında bize yabancı bir tablo değil bu. Türkiye’de, güçlü karakterli aydınların ardından çoğu zaman yaşananlarla aynı. Sevenleri onu neredeyse kusursuz bir figüre dönüştürür. Eleştirenler ise tam tersine, hataları büyütür de büyütür. Oysa gerçek hayat bu iki uçtan biraz farklı değil mi? Bir entelektüelin değeri, herkes tarafından sevilmesinde değil; tartışma yaratabilmesinde değil midir? İnsanları düşünmeye zorlamasında, bazen kızdırmasında, bazen de meraklandırmasında? İlber Ortaylı tam da böyle bir insandı. Sözünü hep dinleten... Kimi zaman alkışlanan, kimi zaman tartışılan ama hiçbir zaman sıradan olmayan. 

Haberin Devamı

Mesele tam da burada düğümleniyor işte. Sorum şu: Bir insanın ardından konuşurken neyi hatırlıyoruz? Kusurlarını mı, bıraktığı izi mi? Günlük polemiklerini mi, yıllar boyunca yaptığı katkıları mı? Çünkü ölüm aslında hayatın muhasebe anı. Gürültü dindiğinde, geriye izler kalır. Yani Ortaylı’nın yazdıkları, söyledikleri, yetiştirdiği insanlar… 

“Ölünün arkasından konuşulmaz” diye bir söz var ya bizde. Çoğunlukla yanlış anlaşılıyor bence. Ölüm eleştiriyi tamamen susturmak demek değil. Sadece tonu değiştirmek demek. Tartışmayı daha sakin, daha hakkaniyetli bir zemine taşımak demek. Bugün İlber Ortaylı’nın ardından yapılan yorumların önümüze koyduğu soru şu olmalı: Bir insanı, onun hayatını değerlendirirken neyi merkeze koyuyoruz? Günlük tartışmaları mı yoksa bıraktığı mirası mı? Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemi değil, o dönemin düşünme biçimini de etkiler. Ve onların ardından yapılan tartışmalar aslında toplumun aynaya bakmasıdır. Özetle, ölünün arkasından konuşmak kolay değildir. Ama adil konuşmak. Asıl mesele bu

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder