Murat ÇelikSamimiyet değil, hadsizlik

HABERİ PAYLAŞ

Samimiyet değil, hadsizlik

Günlük hayatta küçük gibi görünen ama aslında çok şey anlatan bir durum var: Siz karşınızdakine “Siz” diyorsunuz… O size “Sen” diye cevap veriyor. Tek başına bir ‘hitap’ meselesi değil bu. Bir ‘sınır’ meselesi. Ve o sınır, giderek siliniyor. * Bakın çevrenize, hayatın her alanında aynı tabloyu göreceksiniz. Profesyonel yaşamda, medyaya hakim olan dilde, siyasette, arkadaşlık ilişkilerinde… Üslup kayıyor. Sözün ayarı bozuluyor. İnsanlar, ‘samimiyet’ adı altında hadlerini aşıyor ve bunu normalleştiriyor.

Haberin Devamı

Gelin açık konuşalım. Bu, ‘samimiyet’ değil. Bu, ‘hadsizlik’, ‘kabalık’. Hatta çoğu zaman doğrudan ‘terbiyesizlik’. Samimiyet denilen şey, karşılıklı bir zeminde kurulur. Karşınızdakiyle mesafeniz vardır, o mesafe zamanla kısalır. Güven oluşur, dil değişir. Ama bugün olan şu: Hiç tanımadığı insana bile ilk cümlede “Sen” diye hitap eden, iki dakika içinde sınırı aşan, ölçüsüz bir rahatlıkla davranan insanlar... Bu ‘özgüven’ değil, ‘ölçüsüzlük’.

Siyasette mesela... Fikir tartışması yerine hakaret, eleştiri yerine aşağılama. Argonun, küfrün normalleştiği bir dil. Çamur gibi bir üslup. Ekranlarda, kürsülerde, toplumun önünde. Medya farklı mı? Daha çok izlenmek için doz artırılıyor. Söz sertleştikçe ilgi artıyor ama farkında değiller; o sözün değeri kayboluyor. Sosyal medyada durum daha da vahim. Hiç tanımadığı birine, yüzüne karşı söyleyemeyeceği sözleri yazan insanlarla dolu ortalık. Çünkü sınır yok, mesafe yok. Çünkü sorumluluk hissi yok. Oysa detayları toplumdan topluma farklılık gösterse de, evrensel bir kavram var şu hayatta: Saygı. Ve o saygının temelini oluşturan kurallar. Adabımuaşeret. Birine nasıl hitap edeceğini bilmek. Ne zaman susacağını, nerede duracağını bilmek.

Bakın... Bunlar ‘eski’ değil. Bunlar ‘temel’. Bugünkü sorun şu: İnsanlar ‘doğal olmak’ ile ‘ölçüsüz olmak’ arasındaki farkı kaybetti. ‘Olduğu gibi konuşmak’ ile ‘aklına geleni söylemek’ aynı şey sanılıyor. Oysa değil. Çünkü üslup, insanın aynasıdır. Ne söylediğiniz kadar, nasıl söylediğiniz de önemlidir. Hatta çoğu zaman daha fazla. İş hayatında bu ihlalin karşılığı net: Sınırını bilmeyen, saygı göstermeyen, dilini kontrol edemeyen insanla kimse uzun süre çalışmaz. Aslında arkadaşlıkta da öyle. Bir süre sonra yalnızlaşır haddini aşanlar. Kendileri gibi olanlar bile uzaklaşır çünkü herkes saygı görmek ister. Kendi göstermese de. Ama biz ne yapıyoruz? Saygıyı sadece ‘mesafe’den ibaret zannediyoruz. Mesafesizliği de “samimiyet”. Oysa öyle değil. Samimiyet, sınırların kalkması değil, olması gereken sınırların kurulmasıdır. O sınır yoksa… Ne ilişki sağlıklıdır, ne iletişim, ne toplum. Bugün yaşadığımız şey basit bir üslup sorunu değil. Bu bir kültür aşınması. Ve bu durum devam ederse… Yarın birbirini dinleyen değil, birbirine sadece bağıran bir toplum kalacak geriye. O yüzden şunu görmemiz şart: Mesele ne söylediğimizden çok, nerede durduğumuz.

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder