ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve İran’ın bölgedeki hedeflere yönelik karşı taarruzları coğrafi olarak Türkiye sınırlarının dışında olsa da etkilerini biz de hissediyoruz. Televizyon ekranlarından, telefonlarımızın bildirimlerinden ve sosyal medyanın bitmeyen akışından gelen haberlerle, savaş cepheden zihinlere de taşınıyor.
Türkiye’de sokaktaki insanın ilk refleksi, doğal olarak güvenlik kaygısı. Her yerde aynı soru: “Bize sıçrar mı?” Çünkü bu coğrafyada herkes biliyor ki savaşın haritası çoğu zaman masada çizildiği gibi kalmıyor. Bir kıvılcımın hangi sınırı, ne zaman aşacağını kimse kesin olarak öngöremiyor.
İkinci sıcak başlık ekonomi. Petrol fiyatlarından altın ve dövizdeki hareketlere, savaşın borsalara etkisinden faiz oranlarına... Bütün bunlar, henüz gerçekleşmemiş bir krizin bile insanların zihninde gerçekmiş gibi hissedilmesine yol açıyor. Kaldı ki adı kriz olmasa bile etkileri hissediyoruz. Türkiye’de ekonomi, zaten hepimizin yumuşak karnı. Savaş haberi geldiğinde insanlar sadece jeopolitiği değil, mutfak masraflarını da düşünüyor.
Bir de bilgi çağının yeni cephesi var: Sosyal medya. Uluslararası medya kuruluşlarının analizleri ile doğruluğu belirsiz paylaşımlar aynı akışta karşımıza çıkıyor. “Yeni saldırı olacak”, “Savaş büyüyor”, “Şu ülke devreye girdi” gibi spekülatif başlıklar birkaç dakika içinde binlerce, hatta milyonlarca kişiye ulaşıyor. Bilginin hızlandığı bu çağda kaygı da aynı hızla yayılıyor. Tam bu noktada uzman reçetesine ihtiyacımız var. Şu uyarılara... Sürekli kriz akışına maruz kalmak insan zihnini alarm modunda tutuyor. Psikologlara göre böyle dönemlerde yapılması gereken ilk şey bilgi tüketimini sınırlamak. Güvenilir kaynakları takip etmek, spekülatif içeriklerden uzak durmak ve gündemin tamamını savaş haberleriyle doldurmamak. Bir diğer öneri ise gündelik hayatın ritmini mümkün olduğunca korumak. İşe gitmek, arkadaşlarla buluşmak, spor yapmak, rutinleri sürdürmek… Çünkü belirsizlik dönemlerinde insanı ayakta tutan şey çoğu zaman bu küçük ama istikrarlı alışkanlıklar.
Türkiye’nin içinde yer aldığı bölgede gerginlikler, çatışmalar yeni değil. Coğrafya kader yani. Ama bu alışık olma hâli de bizim avantajımız aslında. Her kriz bize aynı şeyi hatırlatıyor. Ya da hatırlatmalı: Savaşın ilk etkilediği yer çoğu zaman, en az cephe hattı kadar, insanların zihni de oluyor. Ve o cephede sakin kalabilmek şart. Kendi ruh sağlığımız için de çocuklarımızı kaygı girdaplarından koruyabilmek için de.
