Murat ÇelikSavaşın haber cephesi

HABERİ PAYLAŞ

Savaşın haber cephesi

ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaş sadece askeri bir mücadele değil. Aynı zamanda büyük bir iletişim savaşı. Çünkü modern savaşların cephelerinden biri artık doğrudan medya. Gazete sayfaları, televizyon ekranları ve tabii sosyal medya platformları... Devletler, kamuoyunun neyi nasıl göreceğini belirlemek için askeri güç kadar iletişim stratejisi de kullanıyor bu çağda. Her ülkenin yöntemi farklı ama amaç aynı: Anlatıyı kontrol etmek. Tabii kendi lehine. Washington yönetimi genellikle resmi açıklamalar, Pentagon brifingleri ve büyük medya kuruluşları üzerinden çerçeve kuruyor. İsrail, kriz zamanlarında son derece organize bir iletişim makinesi gibi çalışıyor; uluslararası basına hızlı görüntü ve bilgi akışı sağlıyor. Tüm bunları sistemli bir yönlendirme ve propaganda geleneğiyle uyguluyor elbette. İran ise daha çok kendi devlet medyası ve bölgesel ağları üzerinden karşı anlatıyı inşa etmeye çalışıyor. Bu tablo, savaş ve çatışma haberciliğinin o kadim sorusunu yeniden gündeme getiriyor: Tarafsız ve güvenilir habercilik mümkün mü?

Haberin Devamı

Uluslararası medya kuruluşlarının önemli bir bölümü hâlâ güçlü bir editoryal disiplin ve bağımsızlığa sahip. Ancak savaş zamanlarında haber ile propaganda arasındaki sınırın iyice inceldiği de bir gerçek. Devletlerin servis ettiği görüntüler, askeri kaynaklardan gelen bilgiler ve sosyal medyada dolaşan doğrulanmamış içerikler aynı akışta karşımıza çıkıyor. Böyle bir ortamda bizler kadar size de iş düşüyor. Çünkü gazetecilik refleksi kadar okurun medya okuryazarlığı da hayati hâle geliyor. Konunun bir başka ve en önemli boyutlarından biri de ekonomi. Savaş gündemiyle birlikte petrol fiyatları, altın ve döviz hareketleri hakkında her dakika yeni yorumlar düşüyor önümüze. Ancak bilgi kirliliği arttıkça piyasa verileri bile spekülasyonun parçası hâline gelebiliyor. Sağlıklı haber alınamadığında belirsizlik büyüyor; belirsizlik büyüdükçe de toplumdaki kaygı derinleşiyor.

Kamuoyu sadece askeri gelişmeleri değil, belki de bundan daha fazla, savaşın kendi hayatına nasıl dokunacağını anlamaya çalışıyor. Akaryakıt fiyatlarından enflasyona kadar uzanan geniş bir alanda insanlar güvenilir bilgiye ihtiyaç duyuyor. Tam da bu yüzden savaş dönemlerinde gazeteciliğin sorumluluğu daha ağır. Hızdan önce doğruluğu, rekabetten önce güvenilirliği gözetmemiz gerekiyor. Aksi hâlde bilgi akışının bir kamu hizmeti olmaktan çıkıp propaganda yarışına dönüştüğünü geçmişteki örneklerden biliyoruz. Savaşlar artık sadece cephede değil, ekranlarda ve zihinlerde de yaşanıyor. Bu yüzden belki de en kritik soru şu: Gerçeğe en yakın bilgiye ulaşabildiğimiz bir medya düzeni hâlâ mümkün mü? Yoksa modern çağın savaşlarında ilk tahrip edilen hedeflerden biri ‘gerçekler’mi oluyor?

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder