Hayat desem, “pahalı” diye devam edersiniz çoğunuz. Öyle. Haklısınız... Bir kahve içmekten kısa bir tatil planına, dışarıda yemek yemekten küçük bir alışverişe kadar birçok şey düşünmeye zorluyor hepimizi. Doğru.
Ama mesele sadece ekonomi değil galiba. Çünkü bazen maddi olarak yapabilecek durumda olduğumuz şeylerden bile keyif alamıyoruz. Bu noktadaki mevzu başka. Hayatı yaşamaktan çok, yetiştirmeye çalışıyoruz çoğumuz. Sürekli bir yere yetişiyoruz. İşe, trafiğe, telefona, maillere, mesajlara, gündeme… Böyle olunca da hayatın içindeki küçük ama değerli şeyleri kaçırıyoruz.
Bakıyoruz ama görmüyoruz. Psikologların son yıllarda en çok dikkat çektiği konulardan biri bu zaten. İnsan zihni sürekli alarm hâlinde yaşadığında, keyif alma becerisi zayıflıyor. Çünkü beyin hayatta kalma modunda çalışırken ayrıntıları kaçırıyor. Gün batımını, güzel bir sohbeti, iyi demlenmiş bir çayı, temiz havayı, sevdiği bir şarkıyı… Küçük gibi görünen ama insanın ruh hâlini değiştiren şeyleri yani.
Üstelik bunlar doğrudan maddiyatla bağlantılı da değil. Mesela, sabah telefona bakmadan birkaç dakika geçirmek. Yürürken kulaklığı çıkarıp etrafı dinlemek. Sürekli acele etmek yerine biraz yavaşlamak. Bir arkadaşını gerçekten dinlemek. Teşekkür etmek. Daha çok yürümek. Daha düzenli uyumak. Basit ama unuttuğumuz şeyler. Ama etkileri itibariyle basit olmayan, insanın hayatla ilişkisini değiştiren şeyler.
Bakın etrafınıza… Aynı şehirde yaşayan insanların bile birbirine temas etmeden geçtiği, öyle yaşadığı bir dönemdeyiz. Herkes hep yorgun. Hep gergin. Ve çoğu insanın ortak cümlesi şu: “Hiçbir şeyden keyif alamıyorum.” Belki de mesele keyif alınacak bir şey kalmaması değil. Bizim hissizleşmemiz. Çünkü sürekli tüketiyoruz. Görüntü tüketiyoruz, bilgi tüketiyoruz, gündem tüketiyoruz, ilişki tüketiyoruz… Durup düşünmeden, hissetmeden.
Uzmanlar; insan zihninin büyük mutluluklardan çok, küçük ama sürdürülebilir iyi hissetme anlarıyla dengelendiğinin altını çiziyor. Yani mesele büyük hayatlar değil. Küçük ama gerçek anlar. Bir sofrada uzun oturabilmek gibi. Sevdiğin biriyle göz teması kurabilmek, altından geçtiğin ağacı fark etmek gibi. Güzel bir şarkıyı gerçekten dinlemek, bir çocuğun içten sevincine eşlik etmek gibi. Bunlar önemsemediğimiz ama ruh sağlığımıza ilaç olan şeyler.
Ve galiba modern hayatın bize unutturduğu en önemli mesele şu: Bakmak başka, görmek başka. Çoğumuz bakıyoruz. Ama görmüyoruz. Çünkü görmek biraz durmayı gerektiriyor. Biraz sakinleşmeyi. Biraz gerçekten orada olmayı… Hayatı keyifli hâle getirecek şey çok büyük değişiklikler değil aslında. Küçük ama samimi temaslar. Kendimizle, insanlarla ve hayatla… Bence insanı en çok, fark etmeden yaşamak yoruyor. Ve hayat, onu gerçekten fark ettiğimizde kolaylaşıp güzelleşiyor. Bi düşünün derim.
