Murat ÇelikSöylediğimiz gibi mi yaşıyoruz?

HABERİ PAYLAŞ

Söylediğimiz gibi mi yaşıyoruz?

İnsanların söyledikleriyle yaptıkları arasındaki farklar sizin de dikkatinizi çekiyor mu? Hatta bazen fark değil, uçurum… Birine “Sağlığına dikkat et” deyip kendi bedenine hoyrat davrananlar… “Biraz para biriktir” tavsiyesi verip kendi maaşını birkaç günde tüketenler… (Gerçi artık bütün ayı çıkaran maaş da kalmadı ya...) “Dürüst olmak lazım” deyip günlük hayatında en küçük çıkar için gerçeği eğip bükenler… Tanıdık geliyor mu? Vahim olan, meselenin artık sadece bireysel tutarsızlık olmaması. Toplumsal bir alışkanlığa dönüştü mevzu. Birçoğunun söyledikleriyle yaşadığı hayat aynı değil.

Haberin Devamı

Atasözlerimiz var bunla ilgili. “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” mesela. Yüzyıllık söz. Demek ki mesele yeni değil. Ama bugün artık daha görünür, daha yaygın. Bugün insanlar sadece yakın çevresine değil, sosyal medyada yüzlerce, binlerce kişiye de ‘nasıl yaşanması gerektiğini’ anlatıyor. Herkes birbirine tavsiyede bulunuyor. İlişki anlatıyor. Hayat dersi veriyor. Motivasyon cümleleri kuruyor. Peki o insanlar kendi hayatlarında söylediklerinin ne kadarını uyguluyor? Asıl mesele bu. 

Konu salt ‘iki yüzlülük’ mü? Psikologlar bunun her zaman bilinçli bir kötülük olmadığını söylüyor. İnsanların önemli bir kısmı, olmak istediği kişiyle olduğu kişi arasındaki farkı kapatmaya çalışıyor aslında. Yani bazen söylediklerimiz, yaşadığımız gerçeklerden çok, olmak istediğimiz kişiyi anlatıyor. Bir başka önemli sebep de kabul görme isteği. Toplumun onayladığı şeyleri söylemek, çoğu zaman o şekilde yaşamaktan daha kolay. İnsanlar olması gerekeni biliyor. Ama işte; bilmek başka, uygulamak başka.

Mesela herkes yardımseverliği savunuyor. Empatiden söz ediyor. Güzel ahlâktan bahsediyor. Ama günlük hayatın içinde, örneğin trafikte, bir restoranda çalışan personele davranışta ya da sosyal medyadaki bir tartışmada gerçek karakter çıkıveriyor ortaya. Söyledikleri değil, refleksleri belirliyor insanın kim olduğunu. Hadi dürüst olalım... Hepimiz zaman zaman düşmüyor muyuz bu çelişkinin içine? Bir arkadaşımıza “Kendini bu kadar yorma” deyip kendi hayatımızı tüketmiyor muyuz mesela? Başkasına sakin olmasını öğütleyip en küçük olayda öfkeye kapılmıyor muyuz? Ya da çocuklara “Kitap oku” derken elimizden telefonu bırakmamamız... Yani sorun sadece başkaları değil. Biziz biraz da.

Haberin Devamı

Uzmanların dikkat çektiği başka bir nokta daha var: İnsan zihni, kendisini ‘iyi biri’ olarak görmek istiyor. Bu yüzden de davranışlarıyla çelişse bile, söylediği şeyler üzerinden bir kimlik kurma eğiliminde olabiliyor. Yani kişi, yaşadığı gibi anlatmıyor her zaman. Anlattığı gibi biri olduğuna inanmak istiyor. Bu yüzden de en zor şey, ‘kendine dürüst olabilmek’. Bakın; insan gerçekten değişmeye, başkasına verdiği tavsiyeleri kendi hayatında uygulayabildiğinde başlıyor. Yoksa nasihat vermek kolay. Asıl mesele, söylediğin gibi yaşayabilmek. Ve galiba insanın karakteri tam da burada ortaya çıkıyor: Kalabalığa ne anlattığında değil… Kimse bakmıyorken nasıl yaşadığında.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder