Son zamanlarda etrafımda sık duyduğum bir cümle var: “Yaşlandıkça insanlar daha bencil oluyor.” Siz de duyuyor ya da belki düşünüyorsunuzdur bunu zaman zaman. Özellikle belli bir yaştan sonra… Kimi 50, kimi 60... Anne-babalarda, akrabalarda, arkadaş çevresinde… Eskiden daha anlayışlı, daha fedakâr görünen insanların zamanla daha çok kendilerini düşündüğünü fark ediyoruz bazen. Peki gerçekten öyle mi? İnsan yaş aldıkça daha ben merkezci mi oluyor? Yoksa dışarıdan mı öyle görünüyor?
Psikologlar ve yaşlanma üzerine çalışan uzmanlar bu konuda ilginç bir noktaya dikkat çekiyor. İnsanlar yaş aldıkça mutlaka daha egoist olmuyor. Ama öncelikleri değişiyor. Ve çoğu zaman bu değişim, çevre tarafından bencillik olarak algılanabiliyor. Çünkü gençlik ve orta yaş döneminde insanların hayatı büyük ölçüde sorumluluklar etrafında şekilleniyor. Çocuklar… İş hayatı… Evlilik… Aile büyükleri… Sonu gelmeyen bir yetişme hâli… Bu dönemlerde insanlar çoğu zaman kendilerini ikinci plana atıyor. Hatta bazen tamamen unutuyor. G 50’li - 60’lı yaşlardan sonra ise başka bir muhasebe başlıyor. İnsan zamanın sınırsız olmadığını daha net fark ediyor. Yapmak istedikleri… Yapamadıkları… Erteledikleri… Ve kalan zaman… Uzmanlar buna “zaman ufkunun daralması” diyor. Yani kişi, hayatın sonsuz olmadığını ilk kez duygusal olarak da hissetmeye başlıyor. İşte bu noktada öncelikler değişiyor. Başkalarını memnun etmeye çalışmak yerine kendi huzuruna odaklanan insanların sayısı artıyor. Kalabalık ortamlardan uzaklaşanlar…
Daha seçici arkadaşlıklar kuranlar… Sırf bir başkası “kırılmasın” diye istemediği şeyleri yapmaktan artık vazgeçenler… Gençlerin bazen ‘bencillik’ olarak gördüğü davranışların bir kısmı aslında bu işte.
Ama madalyonun diğer yüzü de var. Çünkü her değişim olgunlaşma anlamına gelmiyor. Bazı insanlar gerçekten daha katılaşıyor. Daha tahammülsüz hâle geliyor. Daha çok ilgi bekliyor. Daha az vermek, daha çok almak istiyor. Özellikle yalnızlık hissi, sağlık sorunları, emeklilik sonrası yaşanan kimlik değişimleri ve sosyal çevrenin daralması bu eğilimi güçlendirebiliyor. Yani mesele sadece yaş değil. Yaşın nasıl alındığı ve yaşandığı. Gençlerle yaşça büyük insanlar arasındaki çatışmanın önemli sebeplerinden biri de bu zaten. Gençler bazen büyüklerini fazla kendine odaklı buluyor. Büyükler ise gençlerin kendilerini anlamadığını düşünüyor. Aslında iki taraf da haklı olabiliyor. Çünkü hayatın farklı dönemlerinde insanın ihtiyaçları değişiyor.
20 yaşındaki biri geleceği inşa etmeye çalışıyor. 60 yaşındaki biri ise kalan zamanı daha anlamlı kullanmaya… Doğal olarak bakış açıları da değişiyor. İşin ilginç tarafı şu: Bugün büyüklerini eleştiren birçok genç, yıllar sonra benzer değişimleri kendisinde yaşayabiliyor. Yaşayacak. Çünkü bu sadece kuşak meselesi değil. Hayatın doğal akışı. Neredeyse herkesin geçtiği bir yol. Bire bir aynı ölçüde değil ama benzer duygularla… Peki bu egoizm mi? Bazen evet. Ama her zaman değil. Çoğu zaman insanın kendisini ihmal ederek geçirdiği yıllardan sonra kurmaya çalıştığı yeni denge. Fakat... “Önce ben” demekle “Sadece ben” demek arasında önemli bir fark var. Asıl mesele de bu bence. Çünkü insan belli bir yaştan sonra biraz daha kendisini düşünmeye başlıyor olabilir. Ama bunu yaparken başkalarını tamamen unutuyorsa mesele yaş değil. Karakter. Yok eğer kendisine de yer açıyorsa… Belki de buna bencillik değil, hayat tecrübesi demek gerekiyor.
