Şu haberleri bilirsiniz:
Birisi bulduğu cüzdanı sahibine teslim etmiş. Şaşırıp takdir ediyoruz. Bir doktor hastasıyla yakından ilgilenmiş. “Helâl olsun” diyoruz. Bir esnaf fazla aldığı parayı geri vermiş. Sosyal medyada binlerce kişi paylaşıp alkışlıyor. Aslında olması gerekenlere artık hayran kalıyoruz. Çünkü artık bunları sıradan değil özel görüyoruz. Dikkat edin… Haberin kahramanı olağanüstü bir şey yapmıyor. Sadece yapması gerekeni yapıyor.
Dürüstlük…
Nezaket…
Empati…
Vefa…
Bunlar aslında alkışlanacak özellikler değil. İnsan olmanın doğal parçaları. Ama hayatın içinde öyle az karşılaşıyoruz ki, artık neredeyse haber değeri taşıyor. Asıl düşündürücü olan bu.
Peki neden? Psikologlara göre bunun önemli sebeplerinden biri ‘ahlâki kimlik’ ile ‘gerçek davranış’ arasındaki mesafe. Hepimiz kendimizi ‘iyi insan’ olarak görmek istiyoruz.
Adil…
Dürüst…
Yardımsever…
Vicdanlı…
Fakat davranışlarımız, savunduğumuz ilkelerden uzaklaşıyor. Sonra da kendimize haklı gerekçeler buluyoruz. “Herkes böyle yapıyor.” “Bu devirde başka türlü olmuyor.” “Bir kereden bir şey olmaz.”
Sorun neyin doğru olduğunu bilmemek değil. Doğru olduğunu bildiğimizi yaşayabilmek. Günlük yaşamda bunun örnekleri o kadar çok ki… Trafikte herkesten saygı bekleyip kimseye yol vermemek… “Yalan söyleme” dediğiniz çocuğunuzdan, telefondaki kişiye evde olmadığınızı söylemesini istemek… Dostluktan söz edip sadece işi düştüğünde aramak… Barışı savunup en küçük tartışmada hakarete, şiddete başvurmak… Hepimiz bunların tanığıyız. Bazen de faili.
Uzmanlar, insan zihninin kendisiyle ilgili hep olumlu hikâyeler yazmaya eğilimli olduğuna dikkat çekiyor. Yani davranışlarımızla çelişsek bile kendimizi ‘iyi insan’ olarak görmeye devam etmek istiyoruz. Bu yüzden çoğu zaman aynaya baktığımızda yaptıklarımızı değil, yapmak istediklerimizi görüyoruz. En zor yüzleşme de bu zaten.
Asıl soruyu soralım: Neden dürüst bir insan gördüğümüzde şaşırıyoruz? Neden sözünü tutan birini ‘istisna’ sayıyoruz? Neden nezaket bizi hayrete düşürüyor? Çünkü olması gerekenleri zaman içinde kaybettik. Şimdi yeniden karşımıza çıktıklarında onlara erdem diyoruz. Oysa onlar erdem olmadan önce, zaten hayatın normalleriydi. Yeniden başlamamız gereken yer tam burası işte. Çünkü insan; savunduğu değerler kadar değil, kimse bakmıyorken yaptıkları kadar insan.
