Yıldızdan denize düşen

07 Ocak 2014, Salı 10:07
AA

“Cevriye’yi ilk defa bu karakola getirdikleri zaman, büyük bir sevinçle:

-A! Karakolda ayna var, diye ellerini çırpmış ve aynaya doğru koşmuştu.
 
Cevriye’nin kendini bir defada yukarıdan aşağıya kadar gördüğü biricik ayna buydu. Tepesinden tırnağa kadar kendi aksini birinci defa olarak görmekten o akşam o kadar büyük bir zevk duymuştu ki yakalanmış olmaktan hissettiği üzüntüyü hemen unutuvermişti. Evet, karakolda ayna vardı… Bu aynaya kimse bakmazdı. Bu karakol aynası sadece sürtüklerin kendilerini seyrettikleri aynaydı.”

 
Fosforlu Cevriye’yi bilmeyen tanımayan var mıdır? Hem Türk edebiyatının hem Yeşilçam’ın unutulmaz kahramanıdır. İthaki yayınları çok uzun yıllardır basılmayan Suat Derviş kitaplarını yeniden bastı. Fosforlu Cevriye’yi sormadan önce belki de onun yaratıcısına, Suat Derviş’e değinmeli.

Suat Derviş, modern edebiyatımızın öncü kadın yazarlarından…  1940’ların Türkiyesi’nde burjuva bir aileden gelen,  iyi eğitimli, sosyetik bir çevre içinde olmasına rağmen hayatını sosyalist değerler üzerine kuran, toplumsal-gerçekci bir yazar.  Bunun yanında Derviş aynı zamanda iyi bir gazateci ve feminist. Sosyalist görüşleri çoğu zaman başına bela olmuş bu sebepten hapiste de yatmış olan Derviş’in yaşantısına dair elbette çok şey ifade edilebilir, üzerine ayrıca bir yazı kaleme alınabilir. Ancak -naçizane- makaleleri, çevirileri, oyunları ve romanları olan böylesine üretken bir yazarın edebiyatımızda unutulmuş olması şaşırtıcıdır.

Suat Derviş’i bilmese de çoğu insan Fosforlu Cevriye’yi Yeşilçam aktarımlarından dolayı hatırlayacaktır. Fosforlu, 1940’ların İstanbul’unda, Beyoğlu ve Galata’nın izbe sokaklarında dolaşan, sokağı avucunun içi gibi bilen, denize ve göğe tutkun, ağzı bozuk, karasevdalı bir sokak fahişesi…

Saçının, teninin ve gözlerinin içinin parıltısı yüzünden Fosforlu lakabı takılır Cevriye’ye. Cevriye ise zaman zaman fosforunu, bir yıldızdan dünyaya düştüğünü zannettiği için sahiplenir –ne de olsa bilmezdir anası babası kim!-

Hikâyenin başladığı o gecede yine bu parıltılar sebebiyle yakalanmıştır aynasızlara. Ama bu sefer durum farklıdır, Fosforlu sürgünden gizlice gelmiştir, müdüriyete götürülürse, sevdalısı  İstanbul’dan ve O’ndan ayrılması gerekecektir. Ne yapıp etmelidir ama aylardır görmediği, yüreğini yakan adama kavuşmalıdır Fosforlu. Bundandır Beyoğlu karakolundaki sakinliği ve heyecanı.

Yaşamı boyunca kendisine ilk defa ‘siz’ diyen, Cevriye’ye değerli bir varlık olduğunu hissettiren, ona dokunmayan, kah konuşan kah susan karasevdasını bulmak için gider gelir o hana Cevriye. Oysa O’nun Cevriye’nin aşkına karşılığı var mıdır onu bile bilemeyiz.  Ama Cevriye öyle sevdalıdır ki O’nun hapishanede olduğunu bildiği için kaderine ortak olmak için, bileklerine mühür niyetine kelepçe dövmesi yaptırmıştır. Bu sevdadır işte Cevriye’yi sürgünden döndüren…

Suat Derviş, roman boyunca okuyucuya,  hem Cevriye’nin sevdalısını arayışını anlatıyor hem de Cevriye ile birlikte okuyucuyu geçmişe götürüyor. Derviş bunu yaparken okuyucuyu yeni kahramanlarla tanıştırıyor. Yeni kahramanlar çoğunlukla azınlıklardan oluşuyor. Okuyucu henüz  ötekileştirilmemiş o kahramanlarla tanışırken bugüne bakarak yüreğinde ince bir sızı duyabilir. Atilla Dorsay kitabın şunusunda şöyle aktarıyor:

“O dar çevre içinde dönenip duran küçük insanların arasında önemli ölçüde azınlıktan kişilerin bulunması bu dönem duygusunu pekiştiriyor. Çatlak Marika’dan meyhaneci, Barba ve Kosti’ye, vaktiyle Ernani (Victor Hugo’nun Hernani) oyunun oynayıp Kanto söyleyen Ermeni Dikranui, yani Sümbül Dudu’dan, kahveci Mavro’ya, Şişman Hayganos’tan Tatavla Gülü Elonikos’a, yaşlı Mayrık’tan suflör Haçik Efendi’ye tüm bu kişilikler, azınlıkların henüz kovulmadığı bir istanbul mozaiğini bize yaşatıyorlar…”

Derviş, 40’ların İstanbul’unu, ara sokaklarını, sokak kadınlarını, meyhanelerini, ağır abilerini ve daha pek çok kahramanı akıcı ve sade bir dille aktarırken, gerçeklikten kopmuyor. Ne çok kaderci bir kurgu çıkıyor okuyucunun karşısına ne de isyankar, gerçeğin gölgesi gibi anlatılıyor hikaye.

Bir yıldızdan denize düştüğüne inanan Cevriye, bir denizde söndürüyor o yıldızın tılsımını. Suat Derviş, Beyoğlu’nun en güzel fahişesini aktarmış okuyucuya; hiç mi kötü yanı yoktur Cevriye’nin elbette vardır ancak Derviş bir nevi kendi masal kahramanını yaratmış bu romanla…

Suat Derviş, Fosforlu Cevriye, İthaki Yayınları, 2013

HAFTANIN ÖNERİLERİ

   1 1- Leyla Erbil, Tuhaf Bir Erkek, İş Bankası Yayınları, 2013

 2-  2- Jun’inchiro Tanizaki, Naomi, Çev: İlkel Özünlü, Jaguar Kitap, 2013

3- Malafrena, Ursula K. Le Guin, Çev: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, 2013

 

 

 

 

 

 

 

 


 

Sıradaki haber yükleniyor...