Fatih Akın'dan iyi niyetli ama yetersiz bir film...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Fatih Akın’ın son filmi The Cut yani Kesik, 5 Aralık Cuma günü gösterime giriyor. Bu haftaki yazıma böyle kısa ve net bir cümleyle başlamaya karar verdim.

Samimi olmak gerekirse yazıya başlamam bir hayli zamanımı aldı. 1 Aralık Pazartesi basın gösteriminde The Cut’ı izlediğimden beri, filmle ilgili dağınık düşünceler kafamda Texas’ta yuvarlanan çalılar gibi bir oraya bir buraya sürükleniyor. Bunun sebebi sanırım The Cut’ın da biraz dağınık bir film olması…

BİR NEVİ KOVBOY FİLMİ Mİ?

Duvara Karşı, Temmuz'da, Solino, Soul Kitchen ve Yaşamın Kıyısında gibi filmleriyle tanınan ve her yeni filmi merakla beklenen Fatih Akın, "Aşk, Ölüm ve Şeytan" üçlemesini “The Cut” ile tamamladı. İnsanların çekindiği, son derece hassas bir konu olan 1915 olaylarını ele alan The Cut ile ilgili şöyle diyor Fatih Akın: “1915’le ilgili bir sürü insan hiçbir şey bilmiyor, hiç duymadılar. Sadece Türkiye’den değil Batı’dan da bahsediyorum. Tabii ki ben bir yönetmen olarak daha önce anlatılmayan hikayeleri, Ahmet’in Mehmet’in anlatmadıklarını arıyorum. Konuyla ilgili bir sürü kitap okudum, hem tarihsel hem de roman. Çok sinematografik bir konu, çöller, atlar silahlar… Bir nevi kovboy filmi.”

İşte sorun belki de burada başlıyor. Fatih Akın bu filmi bir “kovboy filmi”ne indirgediği için belki de, her şey yerli yerine oturmuyor, gereksiz sahneler işin içine giriyor, bazı şeyler havada kalıyor. Kovboy filmi demişken, filmin bazı sahnelerinde Tarantino’nun Django Unchained’ini anmamak mümkün değil…

NAZARET'İN HİKAYESİ



Filmin hemen başında, 1915 Mardin’inde, kahramanımız Nazaret ile tanışıyor ve onun neşeli, karısını ve ikiz kızlarını çok seven bir adam olduğunu görüyoruz. İkizler babalarına onun için işledikleri fuları verdiklerinde, bunun Nazaret ve kızları arasındaki bağlılığı simgeleyeceğini hissediyoruz, haksız da değiliz! Ardından gecenin karanlığında Türk askerler tarafından uykusundan uyandırılıyor ve yaşı 15’ten büyük diğer Ermeni erkekler gibi çölde yol yapmak için zorla çalıştırılıyor. Ermeni erkeklerden biri “Burada çalışmak savaşmaktan iyidir” dese de, çok yakında yanlış bir tespit yaptığını görüyoruz.

İYİ, KÖTÜ, ÇİRKİN

The Cut’ın temel sıkıntılarından biri, aslında Brezilya dizilerinin temel sıkıntısıyla çok yakın: İyi ve kötünün çok keskin olması. İyiler çok iyi kötüler ise çok kötü. Ve filmde Türk askerleri ve filmin sonlarına doğru karşılaştığımız Amerikalı demiryolu işçileri dışında hemen herkes çok iyi, ancak bu bahsettiklerim de katıksız kötü. Bu durum filmi biraz masallaştırıp inandırıcılığını sorgulatmaya başlıyor.

O SON HİÇ OLMADI

Bir başka sıkıntı ise Ermenilerin maruz kaldığı korkunç olayları içimiz burkularak izledikten sonra filmin seyrinin birden değişmesi ve neredeyse neşeli bir yolcuğa dönüşmesi. The Cut’ın ikinci yarısında Nazaret ile birlikte Florida, Minneapolis ve Kuzey Dakota’ya gidip zorluklarla mücadele ederek kızlarını arıyoruz. Ancak bir şekilde bu yolculuk içimize işleyemiyor, duyguyu veremiyor. Filmin sonu ise üzülerek söylüyorum ki, fiyasko. Tarihi olaylarla beraber bir adamın 138 dakikalık yolculuğunu anlatan bir filmin sonu ancak bu kadar özensiz işlenebilirdi bana göre. Ve inanın bunları söylemekten hiç mutlu değilim.

YAKTIN BİZİ CHARLIE CHAPLIN!

Filmin en unutulmaz sahnesi ise, Nazaret’in Charlie Chaplin’in “The Kid” filmini izlediği ve tam da Chaplin ile aynı durumda olduğu anlar. Burada kalbiniz ağrımaz, boğazının düğümlenmezse duygularınızdan şüphe ederim! Nazaret’in çölde elleri ve ayakları bağlı bir şekilde kayınbiraderiyle yerde yattığı sahne, sizi oturduğunuz yere mıhlayacak sahnelerden bir diğeri. Fatih Akın buralarda izleyicisini avucunun içine almayı iyi becermiş.

GEÇMİŞLE YÜZLEŞME

Yeralti Peygamberi, Geçmiş, Grand Central gibi filmlerle bilinen ünlü oyuncu Tahar Rahim, Beautiful Tango şarkısıyla tanınan pek sevdiğimiz Hindi Zahra, Simon Abkarian ve Makram Khoury gibi isimlerin rol aldığı The Cut, Fatih Akın’ın her filmi gibi izlenmesi gereken, ancak ağzınızda beklediğiniz tadı bırakmayacak bir film. Türkiye gibi gerçekleri inkâr etmenin doğal sayıldığı bir ülkede gösterime girdiği için bile şanslıyız aslında, o yüzden gidin, görün ve geçmişle yüzleşin derim.

Fragmanı için sizi şöyle alalım.

 


 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder