Cebine uyuşturucu, bilgisayarına belge koyan Türk polisi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bundan 6 yıl önce 2009 yılı Haziran ayında Manisa’nın Salihli ilçesinde bir ‘şehir efsanesi’ gerçek oldu. Bir barda arama yapan polis, kasanın altında gazete parçasına sarılı iki küçük parça esrar buldu. Barın sahibi, “Mümkün değil, benim değil…” dese de dinletemedi. Tutanak bile önceden hazırlanmıştı, bar sahibi hemen gözaltına alındı. Ama polislerin hesaba katmadığı bir şey vardı; kasayı gören kamera. Kamera görüntülerinde polisin gazete parçasına sarılı esrarı kasanın altına koyduğu net biçimde görülüyordu.



Polise ilişkin bu tür hikayeler çoktur. Yalnız bunlar mı? Devletin içine yerleşmiş Fethullah Gülen’e bağlı cemaatin çeteci polislerinin 2007’den sonra neler yaptığını da gördük, yaşadık. Bu çeteci polisler hedef aldıkları kişileri suçlayacak doküman, CD ve flash bellekleri ev ve işyeri araması sırasında bizzat kendileri yerleştirirdi. Hatta hedef şahsı itibarsızlaştırmak için çocuk pornosu ve hayvan pornosu içeren CD’ler koyarlardı. Sonra da bunlarla ilgili işlem yapar, cemaatin gazetecileri de okurları “Bu darbecilerin alayı da sapık…” desinler diye ağızlarının suyu aka aka bunları haberleştirirdi.

Odatv’de de casus yazılım

Zaman geçti, teknoloji gelişti. Artık eliyle sahte delil koyma dönemi kapandı; işler uzaktan halledilir oldu. 2011’de Türk polisi “Özgürlükler ülkesi Amerika’nın FBI’ı dahil birçok devlet ve özel şirkete ‘casus yazılımlar’ satan İtalyan Hacking Team firması ile bir anlaşma yaptı. Eski adı ‘Da Vinci’ olan ‘Uzaktan Kontrol Sistemi (RCS)’ satın aldı. Böylece polis hedef aldığı kişinin cep telefonunu mahkeme kararı olmadan, resmi kayda girmeden dinledi, kaydetti.

Bilgisayarına sızdı; görüntü ve fotoğraf koydu. Yazılı ‘Word’ ya da ‘PDF’ dokümanı o bilgisayara yerleştirdi. Hatta o bilgisayarın kamera ve ses sistemini açıp yasadışı ortam dinlemesi ve görüntü kaydı yaptı. İşte benim de ‘silahlı terör örgütü üyesi’ diye yargılandığım Odatv davasındaki suçlamaya konu delillerin tamamı bu tür ‘casus yazılım’ ile gönderildiği raporlarda yer aldı. İşin ilginci Türk polisinin İtalyan ‘casus yazılım’ firmasından istekleri 17 Aralık (2013) operasyonu öncesinde iyice artmış. Bu suçu işlemek için de devletin kasasından, halkın cebinden 1.3 milyon TL ödemişler.

Devir değişti, polis değişmedi


Peki 2013’ten sonra ne oldu? Cemaatçi polisler görevden alındı, yerlerine gelenler ‘casus yazılım’ üreten şirket ile anlaşmayı yeniledi. Hatta 2015 yılı Şubat ayında bir anlaşma daha yaptı. Polis kim bilir kimlerin canı yaktı? Kimlerin bilgisayarına görüntü, fotoğraf, doküman koydu? Sesini, görüntüsünü kaydetti? Anlayacağınız ‘her dönem polis polisliğini yapıyor’. Peki İçişleri Bakanı Sebahattin Öztürk bu durumda ne yapar? Eğer, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, yasalara azıcık inanıyorsa casus yazılım anlaşması yapanların kimler olduğunu, kimleri hedef aldıklarını konusunda inceleme, soruşturma başlatır.

Yazarlarımızdan

14 Eylül 2020, Pazartesi 08:38
14 Eylül 2020, Pazartesi 08:20
14 Eylül 2020, Pazartesi 08:04
Sıradaki haber yükleniyor...
holder