Gerçekleri hapsedemediniz

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Önceki gün (9 Aralık 2015) tam üç yıl sonra yeniden Silivri Cezaevi’nin önündeydim. Tutuklu gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül için umut nöbetine gitmiştim. Saat 11.00 gibi nöbete başlarken aldığım mesajı oradaki gazeteci meslektaşlarımla paylaştım: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iki kez iade edilen Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan istihbaratçılarla ilgili iddianame nihayet onaylanarak mahkemeye gönderilmişti.

Benim için tarihi bir andı. 3 Mart 2011 günü ‘Ergenekon Silahlı Terör Örgütü Üyesi’ diye gözaltına alınıp evden emniyete götürülmek üzere polis kafamdan bastırıp beni otomobilin içine sokarken, gazetecilere yalnızca ‘Hrant için adalet için’ diyebilmiştim. Yanıma oturan polis, ‘Ayıp ettiniz’ deyince ‘Asıl ayıbı siz ediyorsunuz’ karşılığını vermiştim. Sonrası malum; Haseki’de doktor muayenesi, üç gün nezaret, polis sorgusu, Zekeriya Öz şovu, mahkeme tiyatrosu, Metris’e oradan iki gün sonra Silivri’ye nakil. 2009’dan beri başıma ne geldiyse Dink cinayeti araştırması nedeniyle gelmişti.

376 gün tutukluluktan sonra 12 Mart 2012 günü tahliye olurken Silivri’den yine “Hrant için adelet için’ diyerek çıkmıştım. Aradan üç yıl geçti. Bu kez Can Dündar ve Erdem Gül için Silivri’nin önündeydim. Dink cinayetinde sorumlu olduğunu ortaya çıkardığım istihbaratçılar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Muhittin Zenit bu suçlamadan dolayı şimdi arkamda duran Silivri cezaevindeydi.

6 yıldır anlattığım gerçek

Ve 9 Aralık 2015 günü saat 11.00’de tam o anda, 2009 yılından beri anlatmaya çalıştığım gerçeklerin bir iddianemeye dönüştüğünü, cezaevinin önünde öğreniyordum. Bu benim kaderim, ilahi bir adaletin tecellisi.

Silivri’deki nöbetim üç saat sürdü. O arada bana ve aileme zehir edilen ama onurla geçirdiğim altı yılı düşündüm. Şimdi Dink cinayeti nedeniyle müebbet ve 25 yıla varan hapis cezalarıyla yargılanacak olan Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Muhittin Zenit ve Faruk Sarı’nın 2009 yılında ayrı ayrı açtıkları davalarda toplam 32 yıl hapis istemiyle yargılanmam geldi aklıma.

O günlerde Ergenekon operasyonlarını yapıyorlardı. Onların kusurunu yazıyorum diye Ergenekon operasyonunu yapan istihbaratçıları hedef aldığım dolayısıyla benim de Ergenekoncu olduğum yalanını yayıp duruyorlardı ortalığa. Amaçları kendi suçlarını örtmekti. Taraf gibi Zaman gibi yalan makinaları ellerindeydi. Yetmiyor aynı ifadelerin yer aldığı sahte ihbarla telefonlarımı dinliyorlardı.

Yargılandığım mahkemelerden beraat kararı alıyordum. Yazdığım gerçekleri çürütmek için müfettişler devreye sokuluyor, kiralık, satılık kalemlere kitap üstüne kitap yazdırıyorlardı ama durduramıyorlardı. Bunun tek yolu hapse atmaktı.

Ellerindeki Ergenekon çuvalına beni de attılar. Beni Ergenekoncu ilan edeceklerdi. Böylece benim asıl amacımın Dink cinayetini aydınlatmak değil, Ergenekon operasyonunu yapan polisleri yıpratmak olduğuna herkesi inandıracaklardı. Kirli bir su gibiydiler ve kendileri gibi kirli beze benzeyen satılık kalemlerle temizlik yapacaklardı.

Ama kirli su ve kirli bezle temizlik olamazdı, olmadı. Eğer başarsalardı yalan hakim olacaktı, bugün yazılan iddianame ortaya çıkamayacaktı. Benimle birlikte gerçekleri de hapsedeceklerdi. Ama hapisten çıktığımda ne demiştim: GERÇEKLER HAPSEDİLEMEZ

Sıradaki haber yükleniyor...
holder