HSYK'ya teessüflerimle

08 Ocak 2014, Çarşamba 05:00
AA

Yanarım yanarım Savcı Zekeriya Öz’ün başına bir işadamının parasıyla yaptığı iddia edilen Dubai tatili yüzünden bir şey gelirse ona yanarım. Neden mi? Yolsuzlukla suçlanan Rıza Sarraf’ın uçağıyla bir bakan hem de ailesiyle kutsal topraklara Umre’ye gidiyorsa bir savcının Dubai’ye tatile gitmesinde ne sakınca olabilir!.. İşin şakası bir yana. Burası Türkiye!..

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na (HSYK) da buradan teessüflerimi bildiririm. Aylar önce yaptığım şikayet konusunda tek adım atmamışken, işadamının parasıyla tatil yaptı diye Öz hakkında inceleme başlatmış. Oysa HSYK önce hukuk ihlalleri konusunda hasas olmalıydı. Hikayeyi 26 Temmuz 2013 günü bu köşede yazmıştım.

Tekrar edeyim:

Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan ve Ergenekon soruşturmasını yürüten istihbaratçıların ihmallerini yazdığım kitabımın 2009 Ocak ayında yayınlanmasından sonra polisler beni mahkemeye verdi. Hakkımda 32 yıl hapis istemiyle davalar açıldı.

Hakkımdaki cinayet ihbarı

Davalar sürürken M. YILMAZ rumuzuyla 6 Mayıs 2009 günü ihmallerini yazdığım polislere (ne tesadüf ki) benim Başbakan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı öldürecek bir ekibin üyesi olduğumu iddia eden bir e-mail gönderildi. Polisler bu ihbar yazısını Zekeriya Öz’ün önüne koydu. Öz, ihbar mektubunda birçok isim geçmesine rağmen yalnızca benim ev ve cep telefonlarım için 3 aylık dinleme kararı çıkardı. O polisler de beni dinledi.

Savcı Öz, o polislerin isteği üzerine 22 Ağustos 2009 günü ikinci kez 3 aylık dinleme izni aldı. Bu izin de 22 Kasım 2009 günü bitti. Polisler aynı tarihte iki kez birer aylık dinleme talebinde daha bulundu. Ama bu kez Ergenekon savcıları Zekeriya Öz, Fikret Seçen, Murat Yönder ve Ercan Şafak polislerin talebini geri çevirdi. Savcıların ret gerekçesi şuydu; “...Nedim Şener’in telefon görüşmeleri içerisinde yasadışı terör örgütü faaliyeti olarak nitelendirilebilecek herhangi bir görüşmenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

Hâlâ sonuç bekliyorum

Buraya kadar (tamamen saçma ve yalan olsa da) ‘şüphe’ çerçevesinde yapılanların hepsini normal karşılayabilirim. Ama bundan sonrası ne hukukla ne adaletle açıklanabilir. Eğer benim konuşmalarımda suç yoksa Savcı Öz’ün bu kayıtları imha ettirmesi gerekirdi.

Bunu yapmadığı gibi bir de 3 Mart 2011 günkü Odatv operasyonunda gözaltına alındığımda bu konuşmalardan bana 14 soru yöneltti. Ayrıca “Suç unsuru yoktur” dediği toplam 500 sayfayı aşan 276 telefon konuşmasını da eklere koydu. Ahmet Şık ile ben tutuklandık. Önce o polis ardından da Öz görevden alındı. Ama adalet tecelli etmedi.

Bunun için HSYK’ya şikayette bulundum. Hâlâ soruşturmanın başlatılması ve adalet peşindeyim. İşte o yüzden kendisi reddetse de Zekeriya Öz’ün bir işadamının parasıyla tatil yapması Türkiye şartlarında küçük bir ‘kınama’ cezasıyla geçiştirilebilecek sıradan bir olay gibi görülebilir. Fakat Öz’ün önce hukuka aykırı işlemlerinin hesabını vermesi lazım.

Sıradaki haber yükleniyor...